onbeşini, bazen yirmisini yine müteahhidin zeytin ekmeğine harcayan, kırk kuruş gündelik alan ameleden bazıları ne kadar kuvvetliyse bazıları o kadar narin, zayıf insanlardı. birdenbire arkadaşlarlarının yanında küçük düşmemek için enerjilerini toplarlar, onlarda saatlerce, günlerce türkü söyleyerek çalışırlardı. ama sonunda bir gün yatarlar, üşürler, titrerlerdi. bu belki gizli bir sıtma, belkide bir veremdi. belli olmazdı.
gözlerimden yaş boşanıyordu, şimdi artık saatimde yoktu. ama sen aklıma geliyordun.
bekledim...bekledim... denizin ta dibine saatimin vardığını orada, karanlıklar içinde, kimsenin onu bulamayacağı bir yerde yattığını hissedince küreklere asılarak döndüm
benim onların konuşmasına ihtiyacım yoktu ki. saatim benimle konuşurdu, ben saatimle konuşurdum. birbirimizi seviyorduk, başka bir üçüncü arkadaşa ihtiyacımız yoktu.