Bir tek özlemleri deviremedim şu ince bileklerimle..
Geriye kalan her şeyi yıktım, fena yaptım.
En güzeli unuttum..!
Defalarca tekrarladım kendimi her yeni gün için,
ama her yeni gün eskidi yarın.
Bahar bile küskün güne.. Ne çok severmiş meğer bir çocuğun bayram neşesini. Ne güzel parlarmış güneş, ninelerimiz güldükçe. Yürüdükçe biz yerde, nasıl mutlu olurmuş bulutlar.. eskiden.
Dan Brown’a yakışır düzeyde sade, anlaşılır ve inanılmaz sürükleyici bir roman. O kadar işin gücün arasında ne ara bitti anlayamadım. Ne zaman okumaktan biraz soğumaya başladığımı hissetsem araya böyle bir roman alırım. Hemen geri dönmemi sağlar.
İmanınızdan şüpheniz yoksa kafam karışır demiyorsanız büyük bir keyifle okunacak bir roman. Söylenecek o kadar çok şey var ki yazının devamı küçük spoiler içerebilir.
Hiçbir zaman bu derece zeki insanların dini anlamdaki şüphelerine ve yanlış inanışlarına anlam verememişimdir. Okurken çoğu yerde ‘vay be ben bunlardan bile daha zekiyim demek ki’ dedim. Çünkü benim beynim ve kalbim ortak karar verebilecek yetkinlikte. Allah rahatlıkla anlamlandıracak kapasiteyi nasip etmiş. O müthiş sorgulama çabaları beni yer yer güldürdü. İlk olarak müslüman din adamının ölmesi ve çok az bahsinin geçmesi de ayrı bir konu.
Hikaye çok iyi düşünülüp tasarlanmış bilimsel ve teknolojik vaatler çok etkileyici. Winston biraz da ürkütücüydü, günümüz yapay zeka beklentilerinin ve endişelerinin özeti gibiydi. Langdon’un yazarın kendisini temsil ettiğini düşünüyorum. Bilimle dinin iç içe olduğu gerçeğinin farkında olarak bitirmesi iyi olmuş. Sonu tahminimden farklı olsa da şaşırtıcı ve güzeldi.
Bu tür romanlardan sonra şükredip kıymetini bilmem gereken değerlerime sıkı sıkı sarılıyorum. Ek olarak yepyeni yerler ve bilimsel bilgiler keşfetmiş oluyorum. Dolayısıyla aynı bakış açısına sahip olanlara tavsiye ederim. Keyifli okumalar.