Hangi güç bu hüzünlü, dalgın gözleri böylesi bir ateşle parlamaya mecbur etti? Neydi bu solgun, çökük yanaklara kan getiren? Neydi bu zarif yüz hatlarına ihtiras yayan? Bu göğüs neden öyle inip kalkıyor? Zavallı kızın yüzüne birdenbire dirilik, hayat ve güzellik getirip böylesine bir tebessümle parıldamaya, böylesine göz kamaştırıcı, ışıltılı bir kahkahayla canlılık bulmaya zorlayan şey nedir? Etrafınıza göz gezdirirsiniz, birini ararsınız, anlam vermeye çalışırsınız… Ama o an geçer gider ve belki de ertesi gün, önceki gibi dalgın ve düşünceli olan aynı bakışa, aynı solgun yüze, aynı uysal, çekingen jestlere ve pişmanlığa, hatta yitip giden sıkıntıların izlerine ve bir anlık coşkunun ardından gelen hayal korkuluklarına yeniden rastlarsınız… Ne yazık size ki önünüzde aldatıcı bir şekilde ve boş yere parlayan bu geçici güzellik, öyle çabuk, öyle geri dönmez biçimde solmuştur. Ne yazık ki onu sevecek zamanınız bile olmamıştır…
Kendimi onun yerine koydum ben de
Düşünceliyken insan yalnızlığı sevdiğinden
Ben bile yorgun benliğime fazla geldiğinden,
Onunkine değil, kendi gönlüme uydum,
Benden kaçandan kaçtım seve seve.
Adam sen de, yeni bir ateş söndürür başkasının yaktığını,
Yeni bir acıyla hafifler eski bir ağrı,
Başın döndü mü öbür yana döndür başını,
Başkasının güçsüzlüğüyle iyileşir umutsuz keder,
Gözlerine yeni bir zehir bul ki,
Yok etsin ötekinin zehrini.