Terk-i dünya diye çıkmıştı yola.
Mümkün müydü?
Mümkün olanın eni-boyu ne kadardı?
Kitaplarda yazıyor; lâkin hayat kitaplarda yazana pek benzemiyor.
Terk-i dünya demişti. Evet. Ama hani dünya.
Hani ev-bark, çoluk- çocuk, mal-mülk.
Nasıl bir dünyaya sahip olmuştu da, onu terk ediyordu? İşte burası meçhul.
Bir güçsüzlük, bir kararsızlık, mecrasını bulamamış bir dere gibi.
İşte kapıp gelmişti çifteyi. Kim bilir neler söylenmişti arkasından? Ömrü boyunca böyle arkasından söylenecekleri hesap ederek yaşayabilecek miydi?
Rüzgarın önünde bir yaprak olayım demişti.
Güzel bir benzetme, lâkin kolay değil.