II. Muršili bir Batı Anadolu seferi sırasında Eşme ve Kula civarındaki "yanmış topraklar"da (Katekaumene) tanık olduğu ufak çaplı bir volkan patlaması yüzünden büyük bir dehşet yaşamıştır. Bu korku kendisinde yüz felcine ve dil tutulmasına neden olmuştu. Bu yaşantı o kadar semptomatik hale gelmişti ki, yıllarca rüyasına girmeye başladı ve Hurri usulü bir büyü ayiniyle tedavi edilmek üzere Kizzuwatna'ya gitmesi gerekmişti.
Kötü ruhlar tarafından öldürüleceği evhamına kapılan kral, çırılçıplak soyulur ve bir mağarada saklanırken, tüm kraliyet elbiseleri PUHU, nakušši-, tarpalli-(hepsi de "kralın yerine geçen, onu temsil eden kimse") denilen bir savaş tutsağına giydirilir, tahta oturtulur, sonra da öldürülür ve "işte kralımız öldü" diye kötülük ve hastalık demonlarının gözleri boyanırdı. Ölüm aldatmacası denen bu yöntem Hindistan ve Tibet gibi başka kültür çevrelerinden de iyi bilinmektedir.
Hitit mezarlığı, Hitilerin ölülerini hem yaktığını hem de gömdüğünü göstermektedir...Hititler ölülere yolculuklarında çocuğuyla buluşmak için yeraltı dünyasından gelecek merhum annelerinin eşlik edeceğine inanırdı. Bu yüzden ölüm gününün bir adı, "annenin günü" idi.
Kâtip mühürlerinde bazen yazman işareti ile birlikte görülen iki, üç ya da dört çizgi adeta askeri bir rütbe gibi, bir hiyerarşi göstergesi olmalıdır. Mührü üzerinde birden fazla çizgi taşıyan bir kâtip, ustalaşmış bir kâtip olmalıydı.