Nihayetinde bütün aynaların iki yüzü vardı. Sırrın arkası bir de önü. Sır soyuldukça eşitleniyordu camın iki yönü. O vakit ayna, ayna olmaktan çıkıyordu ama saklanmanın ağırlığından kurtulup hafifliyordu da. Bir ayna aslında ne ister? Bakana kendini göstermek mi, bizzat görünmek mi yoksa?
Konuşmanın alışmak, alışmanın da sevmek gibi yan etkileri oluyor. Ama siz insanlar da ne kolay alışıyorsunuz be. Yabancılara bile. Hatta hep yabancılara. Sonra da aslında hiç gelmemiş birilerinin gidişine üzülerek geçiyor hayatınız. Enayilik resmen, başka bir şey değil.
Çünkü bazı sızılar bir defa başladı mı artık geçmiyor. Bazı yaralar hiç kapanmıyor. Bazı eller bazı saçları okşamayınca bu minicik aptal önemsiz şey yaşanmayınca bazı hayatlar geri dönüşsüz biçimde tarumar oluyor
İnsan,
Kendine benzemeyenlerden korktuğu kadar, başkalarına benzeyememekten de ödü kopar. Bu yüzden ha bire dünya yüzündeki varlığını dengeleyecek birini arar. Öbür yarısını. Kendine en çok benzeyeni değil, onu bir bütüne tamamlayacak ya da eksiltecek olanı