Tamam... Bir saniye bekleyin. Düşüncelerimi toparlamalıyım. Kitabı tam olarak on beş dakika önce bitirdim. Beynim fıldır fıldır dönüyor. Düşüncelerim ardarda gelen trenin vagonları gibi... Raydan çıkmamaya çalışacağım.
Pekala başlıyorum.
Polisiye okumayı hep sevmişimdir. Sherlock Holmes ya da Hercule Poirot... Ve daha nicesi... Polisiye de her zaman profesyonellere alıştığımı düşünüyorum. Polisler, dedektifler vs. Ama Holly Abla bana bir dönüm noktası yaşattı. Ve sanırım çoğu kişiye de aynısı olmuş... Bende kervana katıldım. YEY!
Evet neyse. Kitap ile ilgili düşüncelerime geçmeliyiz sanırım. Beynim çok hızlı çalıştığı için aklıma geleni yazıyorum resmen.
Kitap kesinlikle her şeyiyle beni yerden alıp göğe fırlattı. O kadar memnunum ki... İlk aldığımda, klasik polisiye alışkanlığım yüzünden hayal kırıklığına uğrayacağıma emindim. Ama yazar ablamız şahane bir işe imza atmış. Çok genç yaşında bu kurguyu yazdığını öğrendiğim de hayal gücüne ve kalemine hayran kaldım.
Öncelikle kitabın karakterleri ayrı ayrı muhteşemdi. Pippa'nın karakter kurgusu karmaşıklaşmadan bir gencin, özellikle polisiye ye meraklı her gencin nasıl olabileceğini gösteriyordu. Merakı, tez canlılığı, olaylara bakışı çok iyi yazılmıştı. Erkek karakterimiz Ravi'nin ise ağabeyini kaybetmiş olmanın verdiği travmayı şakaları ile gizlerken aslında ne kadar çaresiz olduğunu görüyoruz. İki karakter arasındaki iletişim şahaneydi.
Kitabın işlenişine gelirsek, yazım oldukça akıcıydı. Son zamanlarda okuma tempomu kaybettiğimi daha önce belirtmiştim. Kişisel hayatımın verdiği tempoda kitapları elime aldığım gibi bitiremiyor ve çoğu zaman yarım kaldığında kitabın içeriğini kaybediyorum. Ama bu öyle değildi. Bir kopukluk ya da sıkıcılık, anlamsız karmaşık betimlemeler ya da zirveye tırmanan merak unsurlarını