Her gün bir parçanızın kırılıp yere düştüğü ve düşen parçaları geri yerine koymaya çalıştığınız bi düzenin içinde olduğunuzu hayal edin. 1, 2, 3, 4, 5, …. Başta zor gelecek sonra alışacaksınız. Çünkü başlarda teker teker düşmeye başlayacaklar. Sonra siz parçalarınızı onardıkça bu sefer küçücük parçalar birbirine daha zor tutunduğundan ikişer üçer düşmeye başlayacaklar. Ağlayıp sızlayacaksınız ama yine de onarmaya devam edeceksiniz. Yıkılmak en büyük korkunuz çünkü. Sonra bir gün ayağınız acıyacak ve yere dönüp şöyle bi baktığınızda bu lanet düzenin içinde tüm parçalara yetişemediğinizi ve her yana saçılmış olduğunuzu göreceksiniz. Yardım istemek için çok geç, kendi başınıza halledecek gücünüz de kalmadı artık. Sonra dank edecek. Hak etmiyorum ben bunu diyeceksiniz. Parçaları daha hızlı toplamaya başlayacaksınız. Daha hızlı, daha hızlı. Sonra aynaya bakacaksınız her yeriniz yara bere ama parçalarınız tamam. Ama en kötüsü ne olacak biliyor musunuz? Özleyeceksiniz o düzeni. Sebep olanı özleyeceksiniz. Burnunuzun direği sızım sızım sızlayacak. Hem yediremeyeceksiniz kendinize, emeklerinize bu hisleri hem de tüm parçaların yarım yamalakta olsa birleşmiş olması hiçbir şey ifade etmeyecek size. Peki sonra ne olacak? Bir daha aynı düzene mi döner misiniz? Yoksa bir gün komple dağılıp yok olmayı mı bekleyeceksiniz? Bir küçük parça meselesi.