Uzunnn bir yolculuğun sonuna geldik! Gerçekten bir yazı bu kitaba ayırdım diyebilirim :)
Kitabın ilk cildi çok daha heyecanlı. Bu nedenle çok daha hızlı okunuyor. İkinci cilt sonlara doğru beni sıktı açıkcası. Fazla ayrıntı vardı. Son 60 sayfa artık bitsin diye okudum. Ama genel bir perspektiften bakacak olursak kaliteli bir hikayeydi. Kralcılar ve Napolyon arasındaki olayları, dönemim insanlarının hayat tarzları hakkında aytıntılı bilgiler mevcut.
Hikayemiz bir yanda tahta kalma mücadelesi veren kral ve bir yanda Elba adasında yeniden uyanmayı bekleyen Bonapartçıların oldu bir döneme rastgeliyor. Fransa'da siyasal ortamın en karmaşık olduğu zamanlar. 1815. Kahramanımız 20 yaşında genç denizci Edmond Dantes bu yıllarda Morrel şirketinin gemilerini kontrol eden bir kaptan yardımcısı. Hayatta babası Louis Dantes ve canından çok sevdiği nişanlısı Mercedes'ten başka kimsesi yok. Mercedes ise güzel mi güzel bir Katalan kızı. Tabi bu eşsiz güzelliğe sahip Katalan kızının tek hayranı Edmond değil. Mercedes'in kuzeni Fernand'da hayatı boyunca yalnızca Mercedes'i sevmiş. Edmond'a karşı büyük bir nefret besliyor. Fernand'ın duygularına eşlik eden Edmond'ı kıskanan ve onun felaketi olacak birisi daha var. Gemide muhasebeci olan ve kaptanlığa göz diken Danglars.
Saf, kötülük nedir bilmeyen Edmond zar zor geçinen fakir bir genç iken 1815 yılında kaptantanlık teklifi alır. Teklif aldığı gün Mercedes'e evlenme teklifi eder. Evliliğinin olacağı günden bir gece önce Danglars bir plan yapar. Fernand'ı kışkırtır. Caderousse ise (Edmond'ın komşusu) tüm planı görür fakat sesini çıkarmaz. Fernand Danglars'ın yönlendirmesiyle Edmond'ı Bonapartçı olarak suçlar ve Edmond tam evleneceği anda askerler tarafından götürülür. Babası Bonapartçı olan ve bu izlenimi kapatmak isteyen kraliyet savcısı
Büyük kederler, en bahtsız anlarda bile, etrafta toplanan kalabalığın, başına büyük bir felaket gelen kişiye yakınlık duymasını sağlayacak kadar saygındır. Nefret edilen birçok insan bir ayaklanma sırasında öldürülmüştür; oysa suçlu olsa bile bir bahtsızın ölüm cezasına çarptırıldığı anda hakarete maruz kaldığına nadiren rastlanmıştır.