Acaba yok edilmesine karar verdikleri kişide, hayata dört elle sarılmış aklıyla, ölümü kabullenemeyen bir canın var olduğu fikri hiç akıllarına gelmiyor mu?
Öncelikle kitabı okumama vesile olan, gerek kitaptan sayfalarla gerek uzun ses kayıtlarıyla sürekli rahatsız etmeme rağmen 9 gün boyunca spoiler vermeden beni sakinleştiren kıymetli dostuma çok teşekkür ediyorum
Gelelim kitabımıza...
Hikayemiz Feride'nin çocukluktan başlayarak defterine anılarını yazmasıyla başlıyor. Daha sonra bu defter bir nevi günlüğe dönüşüyor. Feride'nin çocuklukta kendisini büyüten kadından aniden koparılması, annesinin ölümü, babasının onu bir yatılı okula bırakıp gitmesi ve ardından onunda ölümü, büyüdüğü topraklardan dilini bile bilmediği topraklara hatta hiç tanımadığı akrabalarının ortasına bir anda bırakılmasının onda yarattığı travmanın hayatını nasıl etkilediğini görüyoruz. Feride daima sevdiklerini kaybettiği için kendisinde kaybetme korkusu var. Aynı zamanda da şiddetli bir sevgi açlığı. Hayatı boyunca hep yeni durumlara alışmak zorunda kalmış, yaşamak için çırpınmış. Duygularını hırçınlıkla ve yaramazlıkla saklamış. Sürekli kavga çıkararak ilgi beklemiş. - Zaten o yüzden en çok Kamran'a zıt gitmiş. Bana kalırsa Feride'nin Kamran'a "senden nefret ediyorum" dediği yerler Kamran'a "seni çok seviyorum" diye haykırdığı yerlerdi.- Kamran ise yakışıklı, çapkın bir kibar aile çocuğu. Buna karşın Feride'ye zaafı var. İtişe kakışa büyümelerine karşın birbirlerini çok seviyorlar. Feride'nin sevgi açlığı var demiştim. Ömründe en azından bir kişi, her şeyden çok kendisini sevsin tamamıyla kendinin olsun istiyor. Ve bu kişinin Kamran olmasını. Nişanlı olmalarına rağmen Feride sevgisini yine hırpalayarak yansıtıyor, sevdiğini hemde çok sevdiğini Kamran'a gösteremiyor. Bunu ilerleyen bölümlerde kendisi de "ben sevmeyi bilmiyordum" diyerek itiraf ediyor. Kamran sevilmediğini sandığı bahanesiyle Feride'yi aldatırken Feride kendi tabiriyle en sevilen