Jose Saramoga’nun “Körlük” adlı kitabından bir başka okuyucu aracılığıyla haberdar olmuştum. Bu kişinin o zaman kullandığı bir cümle çok ilgimi çekmişti ve bir an önce kitapla tanışma isteği uyanmıştı içimde.
“Jose Saramoga, kitaplarında nokta ve virgül haricinde başka hiçbir noktalama işareti kullanmayan ve yüklemin de bir türlü gelmek bilmediği uzun cümleler kuran bir yazardır..” demişti. Yazarın kullandığı bu dil, onun ne kadar da özgün olduğunu gösteriyordu bana. Kitapla ilgili biraz araştırma yaptıktan sonra distopya türünde yazılmış bir eser olduğunu, olayların bilinmeyen bir yerde, bilinmeyen bir zaman diliminde ve gene bilinmeyen kişiler arasında geçtiğini öğrenmiştim ve bunlar bile başlı başına bir merak konusuydu benim için. Zaten distopya türündeki kitapları oldum olası hep sevmişimdir… Tüm bu söylediklerime ek olarak ilgi çekici bir konusu da olunca okumak dışında başka hiçbir seçeneğim kalmamıştı. Hemen aldım ve okumaya başladım. Yemek yemek, su içmek gibi yaşamsal faaliyetlerimi devam ettirmek için yaptıklarımı saymazsak kitabı hiç ara vermeden, bir çırpıda okuyup bitirdim. Kitap oldukça sürükleyici ve akıcıydı. Anlatılanlar beni dehşete düşürüyordu ve sürekli sorgulamama sebep oluyordu. Neden? Niçin?
Kitapta en çok ilgilimi çeken dialoglardan biri de şu oldu;
Neden kör olduk,
Bilmiyorum, belki birgün nedenini öğreniriz,
Ne düşündüğümü söyleyeyim mi sana,
Söyle,
Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük,
Gören körler mi,
Gördüğü halde görmeyen körler.
Mesela içinde yaşadığımız bu dönemi ele alalım. Bizler de kör ve sağır değil miyiz etrafımızda olup bitenlere? Böylesi kolay gelmiyor mu bize? Bir deyim vardır etliye sütlüye karışmamak diye. Öyle yapmıyor muyuz biz de bile isteye? Ne farkımız kaldı kitapta anlatılan kötülükleri yapanlardan öyleyse? Ben