Kuşlar Yasına Gider | Hasan Ali Toptaş
Bu kitap benim için Hasan Ali Toptaş’la ilk karşılaşmaydı. Ve itiraf edeyim, ilk sayfalarda umduğum bir olay örgüsü bulamayınca biraz yadırgadım, hatta sıkıldım. Sürekli betimlemeler vardı. Sanki bir yerlere varacakken durup durup aynı yerde dönüp durmak gibi geldi bana.
Fakat sonra fark ettim ki bu kitap bir “olaya varma” kitabı değil. Yavaşlığıyla, tekrarlarıyla, suskunluklarıyla okuru içine alan bir metin bu. Sayfalar ilerledikçe merak duygusu ağır bastı, “Bu yolculuk nereye çıkacak?” diye düşünmekten kitabın başından kalkamadım.
Kitap, sıradan bir “baba-oğul hikâyesi” beklentisiyle başlasa da, çok geçmeden bunun ötesine geçtiğini anlıyorsunuz. Bir baba ve oğul üzerinden hayat, ölüm ve bekleyiş üzerine kurulu; sessiz ama derin bir anlatı sunuyor. Ankara’dan memlekete uzanan yollar, geçmişle bugün arasında gidip gelen hatıralar ve ağır ağır yaklaşan bir veda. Hasan Ali Toptaş’ın dili neredeyse şiir gibi; olaydan çok duyguya, sonuçtan çok sürece odaklanıyor.
Ve o son…
Son 10 sayfaya geldiğimde boğazım düğümlendi. Okurken durmak zorunda kaldım, gözyaşlarımı tutamadım. Başta mesafeli durduğum bu kitap, fark ettirmeden içime işlemişti. Meğer o yavaşlık, o tekrarlar, o durağanlık… Hepsi bu sona hazırlanmak içindi.
Bu kitap; hızlı akan, net olaylı hikâyeler arayanlara değil ama sabırla okuyan, satır aralarında kendini bulan, duyguyla bağ kuran okurlara hitap ediyor. Bitirdiğinizde sessizleşiyor, bir süre hiçbir şey yapmak istemiyorsunuz.
Kısacası: Başlangıçta ağır gibi gelen bu roman, sonunda hafifçe kalbinde iz bırakan bir hikâyeye dönüşüyor.