Oysa bu geçici dünya hayatına hiçbir şeye sahip değilken gönderildik ve sonrasında bin bir nimetle donatıldık. Verilen onca nimete arkamızı dönüp verilmeyen bir hakkı dava edecek ne lüksümüz var?
O kibirli bakışları tevazuyla öne eğdiren, o üstenci tavırları anlayışla yumuşatan, o iddialı sözlerin sesini kısan insanın geçtiği dar boğazlar değil miydi? İmtihanlar, insana her şeyini kaybedebileceği gerçeğiyle yüzleştirip aciziyetini fark ettiren en usta öğretici değil de nedir?
Allah bazen bazı hikmetler çerçevesinde bizde bazı yaraların açılmasına, sukutuhayale uğramamıza, birtakım heveslerimizin içimizde ukde kalmasına müsaade eder. Bu sert ve kati yanlarımızın törpülenmesine, ciğlikten sıyrılıp olgun bir bakış açısıyla şekil almamıza, tahammül gücümüzü keşfetmemize, daha sabırlı ve tevekkülle yol almamıza vesile olur.
Çünkü ininden çuvaldızı çıkaramayan insanoğlu iğneyi hep başkasına batırmakla meşhur. Kurum kurum kurulan benlik her an ve durumda teyakkuzda; insanın kendi yaptığı hataları aklamakla, vicdanın yükseltmeye çalıştığı sesi kısmakla meşgul.