Kendi kendime soruyordum: Hangisi daha iyi? Marsilya'da aldatıcı bir cennette yaşayarak bir an ateşli, yalancı bir mutlulukla kendinden geçmek, bir an sonra da pişmanlığın, utancın acı gözyaşlarına boğulmak mı... Yoksa, İngiltere'nin sağlam bağrında, rüzgarlı bir dağ köşesinde özgür, dürüst bir köy öğretmeni olmak mı? Evet ateşli bir dakikanın çılgın isteklerini ezerej doğruluk, dürüstlük yoluna sapmakla iyi etmiştim. Şimdi anlıyordum bunu.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Peki, ama öyleyse nereye gitmişti o dünkü Jane? Neredeydi şimdi onun yaşamı... Onun umutları? Dün gelin olmanın eşiğinde, yaşam, umut dolu bir genç kadınken işte şimdi gene yapayalnız, kupkuru bir genç kızdı. Bugünü renksiz ve silik, yarını ıpıssız. Yaz ortasında kar bastırmıştı; Haziran göklerinden lapa lapa kar dökülmüştü; olgun elmalar buz tutmuş, açmış gülleri kırağı vurmuştu. Yemyeşil tarlaların üzerinde buzdan bir kefen vardı. Dün gece çiçeklerle renk renk olan kır yolları bugün üzerinden ayak yürümemiş karlarla kaplıydı...
Onu daha az sevseydim sesindeki, yüzündeki coşkun sevinci çok aşırı bulurdum belki; ama şimdi onun yaninda, ayrılık karabasanından uyanmış, beraberlik cennetinin eşiğinde, ben ancak bana böyle bol bol sunulan mutluluğu düşünüyordum.
Akılsız salt duygu gerçi pek lezzetsiz bir şerbete benzer, ama duygunun yumuşatmadığı salt akıl da insanın boğazından geçmeyecek kadar acı, kekre bir ağudur.
Beni tümüyle sarıp egemenliği altına alan bir etkisi, bir büyüsü vardı ki duygularımı irademin elinden alıyor, kendi kudretine tutsak ediyordu. Hiç istememiştim onu sevmeyi; yüreğimdeki aşk tohumlarını görür görmez söküp atmak için çok çalışmıştım... Ama şimdi, onu yeniden gördüğüm şu ilk anda gönlümdeki tohumlar canlanıvermiş, yemyeşil, dipdiri filiz sürmüştü.