Elif Tümler

Elif Tümler
@eliftumller
Yemin ederim ki serbest olsam... Demek için ölüyordu. Bunu birçok zamandan beri hissedilen, ancak şimdi duyulacağı sanılan derin bir gök gürültüsü gibi kendine hissediyordu, ancak bu arzuyu kendine bile, ruhuna bile itiraf edemeyerek susturmaya, öldürmeye uğraşıyordu.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Artık uyanmış, doğanın ruhunu görüyordu. Yaprakların nasıl sararmış, birçoğunun düşüp çamurlarda çürümüş olduğunu görüyor ve şimdi, hava ne kadar güzel olsa, o bir iki güzel günün verdiği acılıkla bu güzel havaların ne kadar geçici, bu renk ve güzel kokuların, ne kadar vefasız, ne kadar ele avuca sığmaz, eldeyken kıymeti bilinmemiş, öylece harcanmış bir hazine olduğunu acı acı görüyordu.
Ah, ruhunda ne fırtınalar, bu bakışın siyah ya da koyu kestane anlamlı ışıkları içinde ne hemen bayılıveren atılganlıkları oluyordu. Eğer kendini tutmasa haykırmak gerekecekti. Buna bir dakika bu tutkuyla bakmak insanı yakar, eritir hissiyle, istese, zorlasa bile bakamayarak ve bakma daima yetişilmez bir mutluluk olarak kalıyordu.
Ah onu ne kadar seviyordu. Onun en anlamsız şeylerinde bile özel tapınmalar vardı. Onun bi düğmesi için kalbinde ilgiler, bağlılıklar buluyor, gömleğinin kıvrımları, dikişlerin nezaketi, kolundaki küçük düğmeler, sonunda bütün değersiz şeyler için onda başka bir acı yükseliyor, hepsine ayrı ayrı tutkun oluyordu.
Nitekim, ben, bundan otuz yıl evvel hayatımın bütün tadını, bütün saadetini bir şarkının devam müddetince tatmış ve en büyük acısını, en büyük felaketini de yine aynı şarkıyı dinlerken duyup çekmiştim.