kitabın kalın olması hep bu kitabı yarıda bırakacağım hissiyeti verdi bana ama öyle olmadı. Her döndürdüğüm sayfada acaba diğerinde neler bekliyor Raskolnikovu diye merakımdan 3 haftada bitirdim. Çok spoiler vermek istememekle birlikte kitabı yorumlamak istiyorum
Raskolnikov hukuk öğrencisi üniversite terk bir genç. Yoksul bi hayat yaşıyor Petersburg’da. Aklı bi şekilde karışıyor ve uzun süredir planladığı programladığı, yapması gerektiği ve kendi içinde bunun doğruluğunu iliklerine kadar hissettiği cinayeti işliyor. Psikiyatrk olarak hastalanıyor. Yaptığını herkesten gizlemeye çalışsa da iç sesini asla susturamıyor. Geceler boyu kabuslar karabasanlar konuşmalar humma nöbetleri. En sonunda sevdiği ve kardeşinin de fikirleri doğrultusunda teslim oluyor. Sibirya’ya sürgüne gönderiliyor
kitabı okurken insanda “Acaba ben olsam ne yapardım? Bu cinayet işlenmesi gerçekten gerekli miydi?” gibi sorular sorduruyor. Dostoyevski öylesine yazmış ki okurken Raskolnikov oluyorsunuz. Onun aklından geçenlerin hepsi sizin düşüncenizmiş gibi bütünleşiyor.
E boşuna Dünya Klasiği değilmiş. Şimdiye kadar aklım nerdeydi acaba, bu kitabı okumak için çok gecikmişim dediğim bir başyapıt
Suç ve Ceza