*spoiler içerir*
Adıyla insanda merak ve okuma hissi uyandıran bir kitap: Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Kitabın adına fazla bir anlam yüklediğimden midir, olayların farklı bir şekilde ilerleyeceği düşündüğümden midir bilmem ama beklediğim etkide bir kitap olmadı.
Kitap boyunca karakterin ne suç işleyip de idam cezasına mahkum edildiğiyle ilgili bir şeyler okumak istedim. Ama karakterin idam cezasına çarptırılma sebebi açıklanmamıştı. Bence yazar, bunu yaparak işlenen suçu bir kenara bırakıp sadece karakterin yaşadığı duygulara ve düşüncelere odaklanmamızı istedi. Bir mahkumu suçundan dolayı yargılamadan ya da en az şekilde yargılayarak okuyabilmek... Diğer taraftan suçunu bilerek ve bunun bilinciyle okumuş olsaydım karaktere karşı -ister istemez- daha mesafeli bir tavra bürünebilirdim.
Kitapta ana karakterin kürek mahkumu olmaktansa ölmeyi yeğlemesi, bir nevi “özgürlük” kelimesinin altını çift çizgiyle çizmekti. Ve bu tercih, her ne kadar bir cesaret göstergesi olabilecekse de bence aynı zamanda bir korkaklık belirtisiydi. -Böyle düşünmeme rağmen ben olsam ben de ölmeyi yeğlerdim.-
Kitapta beni en çok etkileyen kısım, mahkumun idamına yakın bir vakitte kendisini bir yıl boyunca görmemiş ve babasının öldüğünü zanneden üç yaşındaki kızıyla görüşmesiydi. Babasını o haliyle tanıyamayışı, babasının ikna etme çabaları ve nihayetinde vazgeçiş... Bu kısım idamın, idam edilecek kişiden çok o kişinin yakınları için karşı çıkılması gereken bir şey olduğunu hissettirdi.
Son olarak kitabın son kısmında mahkumun giyotine gidişinin karakterin ağzından yazılmış olması “Bu hayal ürünü bir kitap.” gerçeğini sertçe yüzüme çarptı ve kitap etkileyiciliğini iyice yitirdi. O ana kadar karakterle baş başayken o andan itibaren yazarı da yanımızda hissettim. Karakterin öldükten sonra