Bir başka olgu da çağımızda bilincin sadece çağdaş kapitalist batı toplumuna özgü özellikler taşımasıdır... Çağdaş insan kendini metaya dönüştürmüştür, yaşama gücünü en fazla kâr getirecek bir yatırım olarak görmekte, kişilik pazarında yerini almaktadır. Kendisinden, diğer insanlardan ve doğadan kopmuştur. Artık dileği hünerlerini, bilgisini ve kendisini yani “kişilik paketini” alışverişin kendisi gibi dürüst ve kârlı olmasını isteyen biriyle değiştirmektir. Yaşamın ilerlemekten başka amacı, kârlı bir alışverişten başka ilkesi, tüketmenin dışında başka doygunluğu yoktur.
Bu koşullar altında Tanrı kavramının ne anlamı olabilir? Tanrı ilk dinsel anlamından uzaklaştırılıp yabancılaşmış bir başarı kültürüne bağlanmıştır. Son yıllarda görülen dinsel yeniden canlanma, Tanrı inancının değiştirilmesi, bu yarışma kavgasında insanı daha başarılı kılmak için Tanrı’yı psikolojik bir araç haline sokmaktan başka bir şey değildir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Her türlü dinsel değer güncel yaşamımızın dışına çıkmıştır. Günlük yaşam maddesel rahat ve kişilik pazarında başarı peşinde koşmaktan geçmektedir. Dünyevi uğraşlarımızın ilkeleri fark edilme ve kendini övmedir.
En önemli verme edimi maddi şeyler değil, aksine insana özgü dünyadan bir şeyler vermektir. Bir kişi bir başkasına ne verebilir? Sahip olduğu en değerli şeyden, yaşamından, kendinden bir şeyler. Bu, tabii ki kişinin yaşamını bir başkasına adaması anlamına gelmez; içinde yaşattıklarıdır vereceği şeyler: sevinçlerini, ilgisini, anlayışını, bilgisini, nüktesini, üzüntülerini verebilir; içinde yaşayan şeylerin dışa yansıyan her türlü belirtisidir verecekleri. Böylece yaşamından bir şeyler verdikçe karşısındaki kişiyi zenginleştirir, kendi içindeki yaşama sevincini coşturarak onunkini de coşturur. Almak için vermez, vermek başlı başına doyulmaz bir sevinçtir.