Sabah güneş odaya vurduktan çok sonra birbirlerinin kollarında yatıyorlardı. Adına dikkat etmedikleri küçük kasabada otelin penceresinden giren güneş onları ısıtıyordu.
O akşam Therese’in hiç unutamayacağı bir akşamdı ve o tür unutulmaz akşamların çoğunun tersine, daha yaşandığı şurada unutulmaz oldu. Bunun nedeni paylaştıkları bir kutu patlamış mısır, gittikleri sirk ve akrobatlar çadırının bir bölmesinin arkasında Carol’ın onu öpmesiydi.
Therese titredi, gözleri dolmuştu. Carol’ın kollarının arasında, ona öpüşmekten de yakın olmak, ne söyleyeceğini şaşırtmıştı, duygularını ifade edecek kelime bulamıyordu.
Therese odanın şimdi çok daha aydınlanmış olan köşelerine, önü bombeli yazı masasına, kalkan biçimindeki çekmece kulplarına, kenarları pahlanmış çerçevesiz aynaya, pencerelerdeki yere kadar inen yeşil desenli perdelere ve pencere pervazlarının kenarından görünen iki gri yapının tepesine baktı. Bu odanın bütün ayrıntılarını sonsuza kadar anımsayacaktı.