Ölümün kendisi gibi dönüşsüz olmasa da uyku, bilincimizden her gece ayrı düştüğümüz bir meydan okumadır. Belki de bu nedenle, uykuya dalmak birçok insan için bir zorluktur. Freud’un dediği gibi uykuya dalmayı başardığımızda da, sürdürebilmek için düşlere ihtiyaç duyarız. Her canlı türü için uyku tehlike içerir. Diğer türler insana göre çok daha temkinlidir; dışarıdan gelen bir uyarana karşı tetikte ve derhal uyanabilmek amacıyla sanki yarı uykuda gibidirler. İnsan için ise tehlike dışarıdan değil, daha çok içeriden gelir. Bu tehlike, bir örtü olarak ona yaşamda sunulmuş olan bilinç giysisi uykuda üzerinden çıktığında, çıplak kalan bir varoluşsal özün alttan alta kendini gösterişine maruz kalmakla ilgilidir.
Bu içimdeki yabancıya nasıl katlanacağım? Aynı zamanda “ben” dediğim yabancıya? Onu nasıl görmezden geleceğim? Nasıl bilmezden geleceğim? Nasıl ona mahkûm halde yaşayacağım veya onu nasıl içimde taşıyacağım, başkaları dışarıdan gözlerini dikip bakmaktayken?