"Ağlama," diye fısıldıyor Judith.
Hamnet kendini bildi bileli hissettiği şeyi bir kez daha hissediyor: Judith
onun yarısı, ikisi bir cevizin iki yarısı gibi birbirlerine bağlılar. O olmazsa Hamnet eksik kalır, yitip gider. Judith'in koparılıp alındığı yerdeki yara ölene kadar kapanmaz. Onsuz nasıl yaşar ki? Yaşayamaz. Kalbe ciğerler olmadan yaşamasını, ayı gökyüzünden koparıp alarak yıldızlara onun yerini almalarını söylemek, arpanın yağmursuz büyümesini beklemek gibi bir şey olur bu. Derken büyü yapılmış gibi, Judith'in yanaklarında gümüş rengi sazlar misali gözyaşları beliriyor. Hamnet bunların kendi gözyaşları oldu-ğunu, kendi gözlerinden onun yüzüne damladıklarını biliyor ama onun gözyaşları olmaları da mümkün. İkisi bir bütünün parçaları.
Kötü insanlar belli aralıklarla kötü olduklarını hatırlamazlarsa, kötülüğü bu hayatın normali sanmaya başlarlardı. İyileri aptal gibi görmeye kalkışırlardı sonra. İyiliği absürtleştirirlerdi, kendilerini bu dünya üzerinde yaşayan en onurlu insanlar olarak tanımlarlardı. Kötülük, kötülüğü yapandan daha zehirli değildi. Olurdu ve biterdi. Kendini onurlu gösterecek kadar alçalmazdı.