Kendisine, tutkuyla bağlı bir kocanın paha biçilmez incisi, tüm dünyası, tüm zenginliği, cenneti, her şeyi olacak bir kadındı bu. Ya da sessiz bir aile çevresinde, güzel dudaklarını kımıldatarak vereceği buyrukların anında yerine getirileceği, pırıltılı, eşsiz bir yıldız... Yüzlerce mumun ışığı
altında cilalı parkeleri ışıl ışıl parlayan kocaman ve kalabalık salonlarda, ayaklarına kapanmaya hazır sessiz hayranlarının güzellik Tanrıçası olacak bir kadın ya da... Ama yazıklar olsun ki, yaşamın uyumunu altüst etmeye susamış cehennemlik bir ruhun uğursuz kahkahalarıyla cehennem uçurumlarının en dibine yuvarlanmış bir zavallıdan başka biri değildi o.
Aslına bakılacak olursa, ahlaksal çökmüşlüğün kokuşmuş soluğunun sindiği güzellik karşısında duyulan acıma duygusu bu türden duyguların en güçlüsüdür. Ahlaksızlık kendi başına da çirkindir, iticidir; ama olanca tertemizliğiyle düşlerimize süzülen güzelliğe bulaşınca büsbütün itici olur.
Bunlara, imrenilecek alınyazılarının kendilerını soylu memurıyet unvanıyla onurlandırdığı özel görevli memurlar katılır; bunlara dışişlerinde çalışan ve hem yaptıkları işin, hem de alışkanlıklarının soyluluklarıyla başkalarından ayrılan dışişleri memurları katılır. Tanrım, dünyada ne güzel görevler, ne güzel memuriyetler var! İnsanın ruhunu nasıl da yüceltir, hazlara boğar bu güzel görevler! Yazık ki ben memur değilim, bu yüzden de amirlerin incelik dolu davranışlarının memurlara verdiği o büyük zevki hiç tatmadım, tadamayacağım da.