“Pratik hayatında insanımız Kur'an'ın bazı emir ve yasaklarını yerine getirmese de, değişik vesilelerle onun kutsiyetinden ve bereketinden faydalanmayı ummaktadır.”
“Kur'an kendi geliş gayesini, anlaşılmak, üzerinde derin derin düşünmek olarak ortaya koymaktaydı. Ancak biz bunu değiştirdik; ona farklı bir rol ve misyon yükledik, onunla yeni bir ilişki tarzı geliştirdik. Sevap kazanmak için onu okumayı birincil görevimiz olarak gördük; onu anlama işini âlimlere ve hocalara devrettik.”
“Kur'an'la ilgili çocuklarımıza karşı olan sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getiremedik. Onları hocaya gönderip sadece namaz surelerini ezberlemelerini ve yüzünden okumayı öğrenmelerini yeterli gördük. Biz de yüzünden tilavet etmekle ona karşı görevimizi yaptığımızı sandık. Manasını anlama, Rabbimizin mesaj ve çağrılarını öğrenme şeklinde neredeyse hiçbir gayretimiz olmadı.”
Bizler, televizyonun karşısına geçip belki saatlerce onu seyrediyoruz. Kur'an da hemen yanı başındaki raftan bir terk edilmişlik hâli içerisinde bizi seyretmekte ve lisan-ı hâliyle âdeta şöyle şikâyet etmektedir: "Ey Müslümanlar! Televizyona ayırdığınız vaktin az bir kısmını da olsa acaba ne zaman bana ayıracaksınız?"