En sevdiğim kitap serilerinden biri daha sona erdi ve- nasıl bir sondu öyle.
Konuya gelecek olursak, rahatlayın, kötü bir karakter yok. Hayır, İKİ TANE var!
Kiva Corentine, ne yazık ki ölümcül hapishane Zalindov'a geri döndü ve eskisinden çok daha fazla acı çekiyordu çünkü elinde avucunda ne varsa hepsini kaybetmişti. Ayrıca artık Hapishane Şifacısı değil tünel mahkumu. Orada eski hapis arkadaşı(!) Cresta onun yanındaydı ama Kiva'nın beklediği gibi bir değildi artık. Kelimenin tam anlamıyla dibe vuran Kiva, yıllar sonra bulduğu ailesiyle yeniden bir araya gelmenin ve yapılan yanlışları düzeltmenin bir yolunu bulmak için bir şekilde kendini toparlamalı ve acının tozunu üzerinden atmalıdır artık.
The Blood Traitor açılış sayfasından itibaren hiç frene basmıyor. Gilded Cage’in bittiği yerden devam ederek, kalplerimiz ağzımızda ve midelerimiz Kiva'nın şok edici koşulları ve kalp kırıklığıyla çalkalanarak aksiyona geri dönüyoruz.
Ancak öteki yandan Jaren, Kiva'nın ihanetinden (ve yalanlarından) hâlâ incinmiş hissettiğinden, Kiva dışında herkes için Jaren'in hâlâ ona aşık olduğu oldukça açık bir şekilde ortaya çıktığından, en büyük çalkantıyı yaşayan şey Kiva ile Jaren arasındaki ilişkidir. Kızımız kendisine ihanet ettiği için nefret ettiğini sanarken, Jaren aslında onun kendisine ve aşklarına güvemediğinden incinmiştir.
İnişli- çıkışlı bir ilişkiyle herkes bir araya geldiğinde ise sorunlar hala devam etmektedir. Çünkü hem sevdiği ama incittiği insanlar Kiva’ya mesafeli davranırlar, hem de Krallık tahtının peşindeki düşmanlar güçlenmeye ve yaptıkları saldırılarla krallığı tehdit etmeye devam etmektedirler. Artık peşlerinde sadece kötü kardeş Zuleeka değil kötü Kral Navok da var. Böylece uyumsuz bir grupla beraber Jaren’ın tahtı ve güçlerini geri alması için göreve