Şimdi, küçük dostum... Güneş, çiy tanelerini içer; bu eski bahçedeki çiçekler birer birer uyanıp açılır, kuşlar mısır tarlalarından yavrularının kahvaltısı için yem toplar, erkenci arılar sabah telaşına girişirken...
“Gözlerinde hala toyluğun büyüsü var da ondan,” dedi. “Bu büyü gözlerini kamaştırıyor. Yaldızların aslında çirkef, atlas örtülerin de örümcek ağı olduğunu seçemiyorsun. Senin mermer sandığın şeyler aslında birer kaya parçası, cilalı maun gördüklerin keresteden ibaret.” Şimdi girmiş olduğumuz küçük bahçeyi gösterdi. “Ama burada her şey sahici, her şey temiz ve güzel!”
“...Kız, sen neden tiril tiril titremiyorsun karşımda?”
“Üşümüyorum da ondan.”
“Neden benzin kül gibi olmuyor?”
“Hasta değilim de ondan.”
“Neden fal baktırmıyorsun bana?”
“Aptal değilim de ondan.”