Doruk noktasındayken amacı ulaştığını sanan insan, o bir anlık zafer sevinci geçince, içinde hiçbir şeyin değişmemiş ve aynı bunaltının tüm boyutları ile giderilemeden yerli yerinde olduğunu fark edince, derin bir hüzne kapılır.
Sevme Sanatı'nı okurken, kitabın adının bende oluşturduğu beklentiyle karşılaştığım metin arasında ilginç bir fark olduğunu hissettim. Sevgi üzerine daha doğrudan bir anlatım beklerken, karşıma insanın yalnızlığına ve dünyadaki konumuna dair felsefi bir sorgulama çıktı. Bu yüzden kitabı okurken bazı bölümlerde sevgiyi değil, insanın neden sevmeye ihtiyaç duyduğunu düşündüm.
Altını en çok çizdiğim yerler de sevginin kendisinden çok, insanın kendi varlığının farkında olmasının getirdiği huzursuzlukla ilgiliydi. Fromm'un insanı, kendi yalnızlığının bilincinde olan bir canlı olarak tanımlaması bana oldukça güçlü geldi. Kitap boyunca sevgi, iki insan arasındaki romantik bir bağdan ziyade, insanın dünyadan kopmama çabası gibi anlatılıyor. Bu bakış açısı, kitabı benim gözümde bir ilişki kitabından çok bir varoluş kitabına dönüştürdü.
Fromm'un bazı çıkarımlarını fazla kesin bulsam da, sevginin pasif bir duygu değil de öğrenilmesi ve geliştirilmesi gereken bir yeti olduğu fikri üzerinde durmaya değer. Kitabı bitirdikten sonra sevgiye dair yeni cevaplar bulduğumu söyleyemem; ama daha önce sormadığım bazı soruları kendime sormaya başladım. Sanırım kitapta en değerli bulduğum şey de buydu.
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 20207,7bin okunma