Şeytan son derece ustaca insanlara bir heva ve heves kapısı açar yahut aralar, onların kalplerinde türlü türlü şehvetleri uyarır ve uyandırır, son derece masum ve cazip bir hâle getirir. Ne zaman ki bir âlime rast gelir işte o zaman bütün planları ve tuzakları altüst olur. Zira onun sinsi planlarını bilen fakih doğru yolda giden ve gitmek isteyen, hakkı ve hayrı talep eden kimselere şeytanın açtığı yahut araladığı bu kapıyı kapatmanın strateji, yöntem ve tekniklerini öğretir, şeytanı hüsrana, ziyana ve zarara uğratarak mağlup eder.
Evet, âbidlerin sayısı her ne olursa olsun şeytan onları aldatmada zorluk çekmez, sürekli ibadetle meşgul olmaları onları şeytanın hilelerinden gafil ve habersiz kılabilmektedir.
“Tek bir fakih, şeytana bin âbidden daha yamandır.” Zira fakih kimse Allah (c.c)’ın kendisine lütfettiği ilimle şeytanın desiselerini, hilelerini ve vesveselerini bilir ayartmalarına ve aldatmalarına kapılmaz. Hem halka hakkı, hayrı öğreterek onları şeytanın hileleri hakkında aydınlatır.
Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, miras olarak yalnızca ilim bırakırlar. Bundan dolayı âlimlere saygısızlığın, onları alaya ve basite almanın neticesi fısk ve dalalet yolundan başka bir şey değildir.
İlim kendisiyle amel edildikçe artarken mal mülk ise harcandıkça azalır. Âlim ve bilge kimseler kıyamete dek yaşarlar, onların vücutları dünyada olmasa da sözleri, misalleri akıllarda ve gönüllerdedir. Hâlbuki nice mal biriktirenler vardır ki hayatta oldukları hâlde ölü hükmündedirler, dünyevi makam ve mertebeleri ise en fazla kabire kadar devam eder.