Sadakat korkunç bir bencillik ve aynı zamanda insan hayatındaki çoğu menfaat gibi kibirli bir şey değil mi? Sadakat beklerken, ötekinin mutluluğunu istiyor muyuz? Ve o, sadakatın incelikli hapishanesinde mutlu olamıyorsa, yine de ondan sadakat beklerken onu gerçekten sevdiğiniz söyleyebilir miyiz? Ve eğer onu mutlu olacağı şekilde sevmiyorsak ondan herhangi bir şey, sadakat ya da baska bir kurban talep etmeye hakkımız var mı?
Çünkü bir olgusal gerçek vardır. Şu şu yaşanmıştır. Şöyle şöyle yaşanmıştır. Şu zaman şu zaman yasanmıştır. Bunu öğrenmek zor değil. Olgular konuşur; hani derler ya:
Hayatın sonuna doğru olgular itiraflarım, işkence sandalyesindeki sanıklardan daha yüksek sesle haykırır. Sonunda her şey yaşanıp biter, ortada yanlış anlaşılacak bir şey yoktur. Fakat kimi zaman olgular yalnızca sonuçların zavallı tezahürleridir.