Shire'da akşam olunca kurşun rengini
ayak sesleri duyulurdu Tepe'de;
tan vaktinden önce giderdi
tek söz etmeden, uzun bir seyahate.
Yabaneller'den ta Batıkıyıları'na
kuzeydeki ıssızlardan, güneydeki tepelere gizli kapıdan, ejderha ininden,
geçti karanlık ormanlardan keyfince.
Cüce, hobbit, elf ve insanla
ölümlü ve ölümsüz ahaliyle
daldaki kuşla, indeki hayvanla
konuştu kendi gizli lisanlarında.
Ölümcül bir kılıç ve şifalı bir elle,
bükülüyordu beli yükün altında,
çınlayan sesi ve yanan işaretiyle,
yorgun bir hacıydı kendi yolunda.
Tahtına kurulmuş bir irfan sahibi
kızmakta çabuk, daha da kolay gülmesi
yaşlı bir adam şapkası hırpani
yaşlanmış duruyor, asası dikenli.
Köprüde durdu bir başına
ne ateşe pabuç bıraktı ne de gölgeye;
asası kırıldı taşa vurunca
irfanı öldü gitti Khazad-dûm'da.
Bir zamanlar bir elf kızı vardı,
Bir yıldızdı sanki gündüz parlayan:
Ak mintanı altınla bastırılmıştı,
Pabuçları ise gümüş beyazından.
Alnına bir yıldız iliştirilmişti
Bir ışık yanardı saçlarında
Tıpkı parıldayan güneş gibi,
Latif Lórien'in altın dallarında.
Saçı uzundu, bembeyazdı teni,
Güzeller güzeliydi, hürdü;
Rüzgârda bir ıhlamur yaprağı gibi
Hafifçeçik yürürdü.
Nimrodel çağlayanları yanındaki
Berrak ve serin suyun eteğinde,
Saçılan gümüş gibi akardı sesi
Parlayan gölün içlerine.
Nerelerdedir bilinmez şimdi,
Gölgede mi dolanır, günışığında mı
Çünkü Nimrodel kayıplara karıştı
Dağlarda kayboldu gitti.
Bir elf gemisi, dağın rüzgârdan koruduğu
Boz limanda
Onu günlerce bekledi durdu
Uğultulu denizin kıyısında
Dünya gençti, yemyeşildi dağlar
Lekelenmemişti Ay'ın yüzü daha
Ne derelere isim konmuştu, ne taşlara
Durin uyanıp tek başına dolaştığında.
İsimsiz tepelerle vadilere isimler verdi;
Henüz tadılmamış kuyulardan su içti;
Eğilip baktığında Aynagöl'e
Gördü başının gölgesi üzerinde
Yıldızlardan yapılmış bir tacın belirdiğini
Sanki gümüş bir ipe dizilmiş mücevherler gibi.
Dünya saftı, dağlar yüce mi yüce;
O eski günlerde, çok daha önce
Devrilişinden Nargothrond'un yüce kralının
Ve göçmesinden Gondolin'in
Batı Denizleri'nin ötesine,
Saftı Dünya Durin'in Günlerinde.
Bir Kral'dı o , oymalı tahtında
Sütunlarla dolu salonlarında
Gümüş zemin, altın çatı
Güç rünleriyle örtülüydü kapı.
Güneş, yıldız ve ay ışığı
Doldururdu billur lambaları,
Ne bulut örter ne de gölgelerdi gece
Pırıldardı sonsuza dek zarafetle.
Orada döverdi çekiçler örsü,
Hakkâk yazardı, yontardı keski;