“Şiir insanı varoluşsal düzlemde bireysel ve toplumsal bütünselliği içinde yakalayarak ele almalıdır. Kuru bir ideolojik söylem şiire bir şey kazandırmaz, bütüncül bir yaklaşımla şiirini kuruyorsan yeni insanın estetiğinin oluşumuna bir katkı sunuyorsun demektir.”
Mustafa Güçlü, beşinci şiir kitabını Sizden Önce Geçtim adıyla yayımladı. Bir Türkmen yörüğü olarak Toroslar’ın doruklarından derin vadilerine süzülen akıcı şiirleriyle bizi bir şamanın derin kederlerle örülmüş kıl çadırlarına, bazen de bir işçinin kirli ve kutsal kasesiyle su ikram ettiği grev çadırına konuk ediyor. Şiirin melankoli ve bencilliğe köküne kadar battığı günümüzde Sizden Önce Geçtim şiir kitabıyla okuruna seslenen Mustafa Güçlü’yle günümüz şiirini konuştuk.
Şair Mustafa Güçlü kimdir?
Mustafa Güçlü, Akdeniz’in kıyıcığında, anamın deyişiyle ilk yağmurlar başladığında 1965 sonbaharında doğmuş, pamuk tarlalarının kavurucu sıcağında ilk kez ezen ve ezilen ilişkisini sorgulamış biridir. Çocukluğum Toroslar’ın eteklerinde şimdi kırıntıları bile kalmayan sığla ormanlarının arasında, hiç dinmeyen yağmurların efsanevi atmosferinde geçti. Sonra İstanbul’da üniversite yıllarım başladı. Dönemin öğrenci hareketliliği içinde aktif şekilde yer aldım. Edebiyat Fakültesi Öğrenci Derneği’nin ilk kurucuları arasındaki yedi kişiden biriydim. Tabii aktif mücadele çeşitli gözaltı, yargılanma ve hapislik gibi olağan durumlara da yol açtı. Yitirdiklerimiz, özlemlerimiz,yarattığımız değerlerin güzel bir anısı olarak yaşıyor şimdi.
Abdurrahim Kılıç: Uzun soluklu bir şiir serüveniniz var, neden şiir ve neden şiirde ısrar?
Mustafa Güçlü: Bir röportajda çocukluğumda göçer çadırlarına giderek halk hikâyeleri, masallar ve deyişler dinlediğimi belirtmiştim. Kara çadırın içindeki sözlü tarihin bilgesinden nefes aldım, halk