iyileştirmek için uzandıkları yaraların dibi kurumuş kan, kabuğu kalksa acısı kalır. el uzansa anıları ayağa kaldırır. şimdi içine dert olsa, dönse o adam; ne kabuk soyulur elini tutar ne de kabul eder şifasını yaram.
gündüz gözüyle içini göremezdim zaten hiç kimsenin, karanlıkta gizlerdi herkes kendi benliğini, tıpkı benim yaptığım gibi.
belki de bu yüzden yirmi birinci yüzyıl gençliği bu kadar seviyordu geceleri. sokak lambaları bir güneş değildi ki aydınlatabilsindi karanlık yüzleri. yüzler, yalnızca gölgeden ibaretti.
dün gece bir kitap okudum, aklıma düşürdü seni benim. eskiler ne güzel sevmişler birbirlerini, bir saç teline bin dünya yakmışlar sevdiklerinin. sadece sevmeyi bilmişler ama.
dünyanın en hüzünlü hikâyesidir, iki başrolün de finalin gözyaşıyla ve onarmaya çalışırken avuçlara batacak kalp kırıklarıyla biteceğini bilmesi. cayır cayır yanacağını bile bile volkanın tepesinde koşuşturmaktır bu. onlar yangına benzin dökerler, dökülenler de işte öyle boğazlarını yakar geçer.