her birimiz, bazen bize sonsuzluk gibi gelse de sadece kısa bir süreliğine yer kaplıyorduk. buradaydık, sonra yoktuk ve eşyalarımız kalırdı geriye. kullandığımız şeyler, sevdiğimiz şeyler, el üstünde tuttuğumuz şeyler, sevgi beslediğimiz, nefret ettiğimiz şeyler. o eşyalar bizden çok daha uzun ömre sahipti.
bir su birikintisine düşen bir yağmur damlası değildim ben, okyanusa düşen bir göktaşıydım ve sırf burada yer kapladığım için değil, yaşıyor olduğum için boyu gökdelenleri bulan dalgalar yaratabilirdim.
yarattığın gerçek adaletin, vicdanının ve vicdansızlığının sesidir.
𝘀𝗼𝗸𝗮𝗸 𝗻𝗼̈𝗯𝗲𝘁𝗰̧𝗶𝗹𝗲𝗿𝗶.
yarattığın gerçek adalet sadece korkularından ibarettir.
𝘀𝗮𝗱𝗲𝗰𝗲 𝗸𝗼𝘇𝗮.
yarattığın gerçek adalet kalbinin sesinden ibarettir.
𝗵𝗲𝗹𝗶𝗻 𝗮𝗸𝘁𝗮𝗻.
eğer ikimiz de aynı gökyüzüne bakıyorsak, birbirimizden gerçekte ne kadar uzak olabiliriz ki? bu koca evrende aynı kaya parçasında olmamızın ihtimali ne?