Karia Suresinin ilk ayetinde, “El Karia!” hitabı var, sadece bu kadar. Bir ayet, bir kelime. “El Karia!” yani, “Çarpan olay! Yürekleri hoplatan felaket!” Rabbim bana sesleniyor. “Kulum!” diyor. “Bak seni bekleyen, seni sarsacak ve altüst edecek bir şeyden haber vereceğim! Dikkatini sıyırıp da gel bana! Elini, gözünü ve ayağını çekip de gel bana! (Nereden?) Seni aldatan s’enden!” (Nereye geleyim?) “El Karia!”ya gel! “Çarpan!” olaya gel!..
“Melkariah!” Soruyor bana Rabbim, “Sahi, ey güzel kulum! Çarpan! Yürekleri hoplatan olay nedir? Ne düşünürsün bu konuda? Duymuşluğun ve tedariğin var mı? Farkında mısın?”
Cevap üçüncü ayetle gelir. “Ve ma edrake ma kairah!”, “Yürekleri hoplatan olayın ne olduğunu sen nereden bileceksin?”
Kendimde başlayan “Çarpan!” olayı arıyorum. Ten, arzu, heves, kariyer ve kimlik çarpanlarımın gönlümdeki el izlerini yakalıyorum! Yunus(a.s) peygamberin “La ilahi illa ente Subhaneke” bilişi, idraki, O Peygamberi yüceliğiyle irkiliyorum. “İnni küntü minezzalimin” basiretiyle çıkış kapısını görüyorum. Anlıyorum ki, “karia!” bende başlamış bile, vesselam.
kibritçi kız
O’nda kaybolan , kendi benliğinden kurtulur. Zaten kendisinden kurtulamayan O’nunla vuslata eremez! Öyleyse bırak silinmekten bahsedip durmayı da haydi sil kendini ! Ver şu hayatını da , artık arama daha bir şey ! Zira ben, insan için kendini kaybetmekten daha büyük bir mutluluk bilmiyorum !
Aslında sen birazcık çamurla kanın karışımından ibaretsin! Bunun ikisi de haram! Şu garip hâle bir baksana !
Kan ki sana en yakındır, o bile senin için murdardır ve kirlidir! Senin kalbinden uzakta ve duyulur âleme yakın her ne varsa elbette murdar ve de kirlidir! Sen içindeki bu murdarlığı gördüğün hâlde, nasıl olurda böyle kayıtsız ve gâfil kalırsın ?