Ben Bahtiyar Güngörmez. Yaşım yirmi beş ile otuz arasında bir yerlerde. Aklı hür, vicdanı hür her türk gencine olduğu gibi bir kulağıma adım öbürüne memuriyet diye fısıldanmış doğduğumun ertesinde. Hacı dedem adımı üç kere, ezanı da bir kere okuduktan sonra çekilmiş kulağımın başından. Daha iki seneye gelene kadar hiç eksik olmadı sol kulağımda memuriyet fısıltısı. Anam bir taraftan babam öbür taraftan fısıldadı durdu yüksek sesle kulağıma memuriyet diye. Envaiçeşit hısım akraba da vokalliğini yaptı anamla babamın. Yine aldım götürdüm lafı nereden nereye. Bazı zamanlar aklımdan çıkıveriyor dilin kemiğinin olmadığı, başı boş bırakıyorum böyle sonra toparla toparlayabilirsen. Bak gördünüz yine sakızını çıkardık lafın. Neyse sadete geleyim, geleyim ki kaçmasın saadetimiz. İki sene önce talip oldum devletin demirbaş listesine girmiş bir masa ve sandalyeye. Şansımızda yaver gidince Toprak mahsulleri ofisinde bulduk kendimizi. Şansımız yaver gitti dediğime bakmayın bin bir kelam bin bir zahmetle geçti diplomam elime. Öyle bilmem ne zadelerden değilim, ne atadan deden zenginliğimiz var ne sonradan talih kuşunun başımıza konmuşluğu. Adım Bahtiyar konulmuş ama bu güne kadar gün görmedi yüzümüz hiç.