Ahmet Emre Çiçek

Standart Sapmış Hayat ~5~
Kapının önüne iner inmez hemen ceketimin cebinden tabakamı çıkartıp Mustafa abiye uzatırım. Bunu yapmaktaki gayem kallavi bir küfürden kendimi muhafaza etmektir. Çünkü çoğu zaman kapının önüne benden önce inen Mustafa abi olur. Birkaç dakika dahi olsa muhakkak bekletirim adamı. Bunu elimde olmadan yapıyorum. Nasıl oluyorsa benden önce toparlanıp aşağı inmeyi beceriyor. Kapıyı açıpta görüş alanına girdiğim anda "Bahtiyar bir kerede benden önce davran," cümlesini işitmek öğle yemeğinin ilk ara sıcağı oluyor. Bu cümlenin peşi sıra küfürlü bir sitemin geleceğini bildiğimden, hemen tabakamla gardımı alıp Mustafa abinin açığını yakalayıp nikotin yardımıyla bu tek raundluk müsabakayı kazanma uğraşına girişiyorum. Çoğu zaman uzattığım sigarayı geri cevirmesede nadiren "bu gün kahvaltı etmedim" deyip bu cazip teklifimi reddediyor. İşte bu zamanlarda ne müsabakadan galibiyet almak ne de güdümlü laflardan nasiplenmemek mümkün oluyor. Aheste adımlarla daireye birkaç yüz metre mesafedeki Çiğdem Lokantası'na doğru ilerliyoruz. Orta yaşlarda bir karı kocanın işlettiği, bizim birkaç sokak ilerimizde yer alan ticaret lisesi öğrenci ve öğretmenleinin, çevre esnafın ve bizim müdavimi olduğumuz bir yer burası. Helvacı Bacı Türbesi'ni geçince ikişer üçer kişilik öğrenci grupları karşılar önce bizi. Az sonra yemeklerin sıcaklığından buğu yapmış sarı boyalı kapıyı geçip kuyumcu tezgahındaki mücevherleri andıran yemekleri seyre dalmış halde buluruz kendimizi.
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Standart Sapmış Hayat ~4~
Saat on ikiye çeyrek kala başlar dairede öğle molasına hazırlık merasimi. Bunun ilk emaresi müdür yardımcımız Leyla Hanım'ın odasının kapısının zampara müdürümüz Ali Rıza Bey tarafından nazikçe çalınmasıyla orta çıkan sestir. Her öğlen molasına çıkmazdan evvel Ali Rıza iskarpin ayakkabılarının her adımda çıkardığı takırtı orkestrası eşliğinde Leyla Hanım'ın odasının kapısına yanaşır bize ölgün bir sesle kolay gelsin dedikten sonra iki kat merdiven inmiş olmanın yorgunluğunu Leyla Hanım'ın masasının önündeki koltuğa kendisini koyvermekle geçirmeye çalışır. Bu aralık yüzüne gizlenmesi mümkün olmayan iştahlı bir gülümsemeyi iliştirmekten asla geri durmaz. İşte yaşanan bu andan sonra saate bakmasak dahi öğle molasına on beş dakika kaldığını anlarız. Şimdi diyeceksiniz ki neden adama durduk yere zampara yaftası yapıştırdın. Onu da şöyle izah edeyim. Bizim çalıştığımız dairenin iki kat üzerinde içerisinde yalnızca müdür beye tahsis edilmiş bir tuvalet, yılda birkaç kez personelle yapılacak toplantı veya hafta iki üç gün başka dairelerin amirlerinin yaptığı ziyaretlerde gelenleri ağırlamak maksadıyla özel siparişle hazırlatılmış işlemeleri ve kenarları altın varaklı toplantı masasından ve yine özel siparişle alınmış kendi masası ve koltuğuyla ihtişamlı bir memuriyet hayatı yaşar müdürümüz. Bu bahsettiklerim adamı gösteriş budalası yapmaya yeter fakat yine de zamparalık için yeter sebepler değildir. Ali Rıza Bey'i zampara olmaya yeğ gösteren emare itibarından tasarrufu mübah görmeyerek döşediği odasındaki masasında yer olan fotoğraf çerçevesi içersindeki mutlu aile pozudur. Evli, çoluk çocuk sahibi bu yeni yetme ihtiyar mesai saatleri içerisinde ailesine yok hükmünde muamele çekerek zamparalık mesaisine çıkmakta bir sakınca görmez. Öğle molalarında geçen sene eşinden boşanan
Edebiyat
Puslu gözler Bükük boyunlar Mağlup hayaller Baştacı ayaklar Ayak altı kaldı başlar Heyhat; Bozuldu düzen Şaştı Âdem olan
Edebiyat
Hasret okudur yaydan çıkan Kesmez kılıç, Durduramaz kalkan Durmaz, Durulmaz yüreğimi dağlamadan
Edebiyat
Standart Sapmış Hayat
Ben Bahtiyar Güngörmez. Yaşım yirmi beş ile otuz arasında bir yerlerde. Aklı hür, vicdanı hür her türk gencine olduğu gibi bir kulağıma adım öbürüne memuriyet diye fısıldanmış doğduğumun ertesinde. Hacı dedem adımı üç kere, ezanı da bir kere okuduktan sonra çekilmiş kulağımın başından. Daha iki seneye gelene kadar hiç eksik olmadı sol kulağımda memuriyet fısıltısı. Anam bir taraftan babam öbür taraftan fısıldadı durdu yüksek sesle kulağıma memuriyet diye. Envaiçeşit hısım akraba da vokalliğini yaptı anamla babamın. Yine aldım götürdüm lafı nereden nereye. Bazı zamanlar aklımdan çıkıveriyor dilin kemiğinin olmadığı, başı boş bırakıyorum böyle sonra toparla toparlayabilirsen. Bak gördünüz yine sakızını çıkardık lafın. Neyse sadete geleyim, geleyim ki kaçmasın saadetimiz. İki sene önce talip oldum devletin demirbaş listesine girmiş bir masa ve sandalyeye. Şansımızda yaver gidince Toprak mahsulleri ofisinde bulduk kendimizi. Şansımız yaver gitti dediğime bakmayın bin bir kelam bin bir zahmetle geçti diplomam elime. Öyle bilmem ne zadelerden değilim, ne atadan deden zenginliğimiz var ne sonradan talih kuşunun başımıza konmuşluğu. Adım Bahtiyar konulmuş ama bu güne kadar gün görmedi yüzümüz hiç.
Edebiyat