Ahmet Emre Çiçek

Standart Sapmış Hayat ~2~
"Bırak artık şu tütünü Bahtiyar Bey, memur oldun halâ tütün içiyorsun." Mehmet abinin bu sözleriyle çıktım daldığım suyun yüzüne. Mehmet abi bizim dairenin emektar çaycısı. Saat onu biraz geçti mi hemen dairenin ıvır zıvır malzemelerinin olduğu balkonlu odaya atarım kendimi. Mehmet abi ardımdan peşi sıra biter odada. Elinde tepsisi ve üzerinde dumanı tüten kahve fincanıyla. Kafasına takılan bir şey varsa kahveyi verdikten sonra bir sigarada kendisi yakar; "Yahu şu işlere bir türlü aklım ermiyor" girizgahından sonra kafasını kurcalayan dert neyse anlatmaya başlar. Bahsettikleri öyle çok olağanüstü dertler değildir. Ya üniversitedeki kızının okuldan şunu istediler para lazım isteği ya da askerden gelen oğlunun ticarete atılıp zengin olmak arzusuyla her akşam yemeğini bir girişimci konferansına dönüştürdüğü kimi mantıklı kiminin elle tutulur bir yanı olmayan dahiyane fikirleri. İşte Mehmet abinin hafta da birkaç kez kafasının almadığı numune dertler bunlardır. Hava sıcaksa eğer balkonda, kış aylarında da odada oturur kahvemi, sigaramı öyle içerim. Mehmet abinin kafasını kurcalayan bir konu yoksa eğer bu on dakikalık istirahat hayatın dolambaçlı yollarında soluğumu kesen koşuşturmadan düş denizinin dingin sularında ufku seyrediyormuş hissini verir. Bu rutin, yirmi dört saat içindeki on dakikalık bir inziva veyahut keşişlerin ya da dervişlerinkine benzer bir arınma seansıdır benim için. Tütsü yerine tütün dumanı, okunmuş ya da kutsanmış su yerine Mehmet abinin köpüğü yerinde acısı okkasında kahvesiyle çıkılmış uzun ince bir yolculuk.
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Standart Sapmış Hayat
Ben Bahtiyar Güngörmez. Yaşım yirmi beş ile otuz arasında bir yerlerde. Aklı hür, vicdanı hür her türk gencine olduğu gibi bir kulağıma adım öbürüne memuriyet diye fısıldanmış doğduğumun ertesinde. Hacı dedem adımı üç kere, ezanı da bir kere okuduktan sonra çekilmiş kulağımın başından. Daha iki seneye gelene kadar hiç eksik olmadı sol kulağımda memuriyet fısıltısı. Anam bir taraftan babam öbür taraftan fısıldadı durdu yüksek sesle kulağıma memuriyet diye. Envaiçeşit hısım akraba da vokalliğini yaptı anamla babamın. Yine aldım götürdüm lafı nereden nereye. Bazı zamanlar aklımdan çıkıveriyor dilin kemiğinin olmadığı, başı boş bırakıyorum böyle sonra toparla toparlayabilirsen. Bak gördünüz yine sakızını çıkardık lafın. Neyse sadete geleyim, geleyim ki kaçmasın saadetimiz. İki sene önce talip oldum devletin demirbaş listesine girmiş bir masa ve sandalyeye. Şansımızda yaver gidince Toprak mahsulleri ofisinde bulduk kendimizi. Şansımız yaver gitti dediğime bakmayın bin bir kelam bin bir zahmetle geçti diplomam elime. Öyle bilmem ne zadelerden değilim, ne atadan deden zenginliğimiz var ne sonradan talih kuşunun başımıza konmuşluğu. Adım Bahtiyar konulmuş ama bu güne kadar gün görmedi yüzümüz hiç.
Edebiyat
Memleketimizde Erzurum’dan, İzmir’e kadar kanlı bir yol vardır. Orada ölenlerin her biri isimsiz ve memleketlerini esirlikten kurtarıp hür ve müstakil bir yurt yaratmak için canlarını vermişlerdir. Onlardan biri olmak ve o yolda can vermek benim için daima kâfi bir mükâfattı.
Edebiyat
Ömrümün baharı Ruhumun şenliği Hasbahçemin gülüsün
Edebiyat
Peyam-ı Sabah gazetesinde Kürt Mustafa Paşa mahkemesinin verdiği idam ilâmı ile fetva vardı. İdama mahkûm olan yedi kişi arasında sıra ile Mustafa Kemal Paşa, Bekir Sami Bey, Dr. Adnan, Ali Fuad, Ahmed Rüstem, Kara Vasıf ve Halide Edib vardı. ... Fetvada herhangimizi öldürmenin bütün Müslümanların dinî bir vazifesi olduğu yazılıydı.
Edebiyat