Emre ipek

Emre ipek
@emreipek77
"Reguler camper" Bilgiyi yalnızca öğrenmek için değil, varoluşunu dokumak için tüketen bir düşünce gezgini.
Yalovadan şöyle bir ileti geçelim o zaman.
1 buçuk saatlik uzun bir koşu ardından gun batımında kitap okurum cüretiyle banka oturmamla yanıma bu tuhaf, tatlı kedicik oturdu. Şevkat istermiş gibi triplere giriyor. Cipslerimide yiyip bitirdi. Kitap falan acamadım, öyle bakışıyoruz. Saçma, belki absürd bir his belki ama çokta farkımız yokmuş gibi hissediyorum, ne ben onu uzaklaştırmak konusunda ısrarcıydım ne de onun gitmek gibi bir alışkanlığı vardı, öylece bakıp sevgi dileniyoruz birbirimizden saçma bir o kadar gerçekçi, hayat gibi.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Pazar sabahı düşünce yumağı.
Çünkü bilgi bilgelik getirmez, bilgelik farkındalık ile gelir. Okuyarak bilge olacağını düşünmek zihnin bize uyguladiği en büyük duygusal şiddet olabilir. Bu, daha çok okumaya ve içten içe yetersiz hissetmeye sebebiyet verir. Okunan kitaplarla bütunleşmek, bir felsefi akımın insanı olmaya çalışmak özünde; insanın doğasındaki " Bir topluluğa ait olma dürtüsü" kavramıyla açıklansa da her bireyin farkındalik düzeyinin farklı olması kişisel gelişim yolculuğunun bir yanılgı olduğu fikrini fazlasıyla güçlendiriyor. Dolayısıyla özünde kişi, okuduğunun insanı olmak yerine olduğu insanı iyi okuyabilmeli ve ona göre bir yaşam inşaa etmelidir.
Modern zaman insanı üzerine ...
Belki de sorun yalnızca senin zihninde değildir. Belki de insanın doğası ile modern dünyanın senden talep ettiği yaşam biçimi arasında derin bir uyumsuzluk vardır. Binlerce yıl boyunca doğanın içinde, belirsizlikle, keşifle ve hayatta kalma dürtüsüyle yaşayan bir türün; bugün belirlenmiş saatler, tekrar eden rutinler ve mekanik sorumluluklar arasında sıkışması kaçınılmaz bir gerilim ve kalıtsal bir kaygı bozukluğu yaratıyor. Modern insan çoğu zaman güvenlik, düzen ve konfor adına özgürlüğünün bir kısmını sessizce teslim ediyor. Hayatlarımız daha güvenli, daha planlı ve daha öngörülebilir hale gelirken; ruhumuzun bir parçası sanki bu düzenin içinde yavaş yavaş körelmeye başlıyor. İçimizde hâlâ bilinmeyene doğru yürümek isteyen, keşfetmek isteyen, risk almak isteyen o eski insanın sesi ise zaman zaman bu düzenin içinden yükselip kendini hatırlatıyor.
İnsan ve Duygular
Ortak benlik ve farkındalık üzerine.
Sanırım tüm insanları arada tutan ortak bilinç ve farkındalık düzeyi var ve buna cok daha fazla inanmaya başladım bütünsel olarak, plaza insanı olmak, bir yerde işçi olmak,bir hekim olmak veya bir evsiz olmak.. toplumun tüm bireylerini içine alan bazı düşünsel algoritmalar var gibi görünüyor ve herkesi aynı anda varoluşsal sürüncemenin içine hapseden anlar. Belkide penguen fizyolojik olarak yönünü kaybetmiş ve dağlar tercihinin çok dışinda bir istikamet olmuştu tutarlı bir yanıt olarak, lakin toplumun her kesimi için bir kaçış, farkındalık, arayış, hüzün ve varoluş çatırdamalarının fitilini çoktan ateşlemeyi başarabilecek kadar ufak bir uyanışada sahne olmuştu belkide. Bazen hakikat, görünenin dişında inanmak istediklerimizle bürülüdür ve ne kadar inanmak istesekte degıstiremediğimiz kalıplara isyan eder, gördügümuz her fotoğraf karesinden,alıntıdan, filimden anlam çıkarmaya çalışırız. Ne zaman biter insanoğlunun anlam arayışı ? Belirsiz. Aslolan insan olabilmekte ve en çokta insan kalabilmekte herşeye, her zorluğa ve her yaşanamışlığa inat, sıkıca. Şuan bunu okuyor isen biliyorum, yapabilirsin. Neleri başardın. Başarmak insanın doğasında varolan bir özümseme değilmiydi? O halde en az bir penguen kadar farkında ve bir insan kadar tuttuğunu koparan bir modern insan olabilmek için ucuz bir fotoğraf karesinin telefonunun ekranına duşmesini bekleme. Yapabilirsin. Yapabiliriz.
Suçluyum, suçlusun, suçluyuz.
Alıntı yapmak, özünüzden daha iyi bir düşünür olduğunu varsaydığınız bir bilgenin sözlerini içselleştirmenizin bir yansıması mıdır? Hayır; değilse, okuduğunuz kitaplarla birlikte barındırdığınız öznel hissiyatların, alıntılar arasında giderek mekanikleşmesine nasıl bakıyorsunuz? Bir yazar, okurda bıraktığı izlenimin somut bir kanıtını görmek isteseydi, herhâlde bunun için başvuracağı en son yol, kitabından yapılmış bir alıntının mekanik bir kopyasının paylaşılması olurdu. Eğer her kitabın varoluşu, bireye öznel bir farkındalık kazandırmak amacıyla kaleme alınıyorsa, neden kopyalayıp yapıştırdığımız alıntıları mutlak entelektüel kapasitemizin göstergesi olarak iddia etmekteyiz? Kişi, kendi öznel beyanını kendi düşünce harmanıyla dile getiremeyecekse, insan neden kitap okur?