Maslow’un da söylediği gibi, kendimizi kaptırdığımız, korktuğumuz, motive olduğumuz ve karşısında savunmaya geçtiğimiz şey hiç şüphesiz kendi tanrısallığımızdır. Bu, insanın temel çıkmazının bir yönüdür; aynı anda hem kurtçuk oluruz hem tanrı. Durum böyleyken: Anüsü olan tanrıcıklarızdır hepimiz. 
Bastırma mekanizmasının en büyük lütfu, büyük oranda hayret verici ve anlaşılmaz olan, güzellik, görkem ve dehşet dolu olan bir dünyada -ki hayvanlar bunların hepsini algılasa muhtemelen felce uğrarlardı-kararlı bir şekilde yaşamayı sağlamasıdır. 
Ödipal tasarı, Freud‘un daha önceki formülasyonlarında öne sürdüğü gibi, annenin doğal bir sevgisi değildir. Daha sonraki yazılarında kendisinin de kabul ettiği gibi, duygu karmaşasının bir ürünü ve narsist bir ukalalık bu karmaşayı aşma çabasıdır. Oedipus kompleksinin aslı-Spinoza’nın Tanrı’ya da doğa formülü gibi- Tanrı olma projesidir. İlaveten, bu kompleks çocuksu narsizmin ölümden kaçış duygusu ile birlikte saptırıldığını sergiler. 
Bütün obsesifler için cinsellik birleşme ve üremeden ayrılır. Cinsel organların tüm vücuttan izolasyonu ile cinsel işlevler boşaltın ve çürüme olarak tecrübe eder. Bu derece bir parçalanma aşırıdır, ama hepimiz dünyayı en azından bir zamanlığına ve bir dereceye kadar obsesif gözlerle görürüz; ve Freud‘un dediği gibi, "idrar ve dışkı arasına doğduğumuz"gerçeğini kabul edenler sadece nevrotikler değildir.