"İslam'ı bu zaferle ödüllendiren ve bu şehri bir asırlık kaybın ardından Hak yoluna döndüren Allahıma hamdolsun! Yeniden fethi gerçekleştirmek için O'nun seçtiği orduya şan olsun! Ve ya Selahaddin Yusuf bin Eyyub, sen ki bu ümmete aşağılanmış şerefini iade ettin, sana da selam olsun! "
Selahaddin Kudüs'ü, altınları istif etmek veya intikam almak için fethetmemiştir. Kendi açıklamasına göre, Allah'a ve imanına karşı ödevini yerine getirmeye çalışmıştır, o kadar. Onun asıl zaferi, Kutsal Kent'i istilacıların boyunduruğundan fazla kan dökmeden, yıkıma yol açmadan, kin uyandırmadan kurtarmasıdır.Onun mutluluğu, o olmasa hiçbir Müslüman'ın namaz kılamayacağı bu kutsal yerlerde secdeye varabilmektir.
Ve 2 Ekim 1187 Cuma günü, Hicri 583 yılının Recep ayının 27'sinde, Müslümanların peygamberin gece vakti Kudüs'ten miraca çıkışını kutladıkları gün, yani miraç kandilinde, Selahaddin törenle Kutsal Kent'e, Kudüs'e girer. Emirleri ve askerleri çok kesin emirler almıştır: İster Frenk ister Doğulu olsun hiçbir Hristiyan rahatsız edilmeyecektir. Gerçekten de ne katliam yaşanır ne de yağma.
Mahşer günü geldiğinde hangi Müslüman Rabbi'ne şöyle demek istemez ki? Ben Kudüs için savaştım! Ya da : Ben Kudüs için şehit oldum! Bir gün müneccimin biri Selahaddin'e Kudüs'e girerse bir gözünü kaybedeceğini söylemiş, o da şu cevabı vermişti: "Kudüs'ü almak için iki gözümü de vermeye hazırım!"