İlk sayfasından son sayfasına kadar elimde kalemle okuduğum, birçok yerinde durup not alma isteği duyduğum bir kitaptı Bay Pipo. Bazı bölümlerini okuyup, durup sindirme ihtiyacı duydum. Çünkü kitabı bir bütün olarak ele aldığımızda başında olan ne varsa sonunda tersi oldu, beyazlar siyah, siyahlar beyaz oldu. Bu kitapla her şeyin bir denge içinde gerçekleştiği, bu dengenin kurulabilmesi içinse ne gerekiyorsa yapılabileceği, her şeyin göze alınabileceği bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Bu kitap, siyaset diye bildiğimiz şeyin seçimlerden, gündemdeki olaylardan çok çok daha fazlası olduğunu, büyük çaplı düşünenin kazandığını kendi geçmişimizi göstererek fark ettirdi. Ne edinilen zenginliğin ne de makamın kalıcı olmadığını, asıl kalıcılığın geniş çaplı istihbarata bağlı olduğunu anlatıyor.
--- buradan sonrası kitaptan alıntılar ve bilgiler içerir---
İnsanın içini acıtan noktalardan biriyse bugüne kadar bildiğimizi sandığımız kulaktan dolma, ağızdan ağıza dolaşan birçok olayın gerçek yüzünü belgelerle, kanıtlarla sunması… Her olayda ‘‘Bunlar hep Amerika’nın oyunu.’’ diye halkın ağzına yapışan bu cümlenin haklılık payının olması. Kitabın ortalarında yer alan ‘‘MİT kuruluşundan beri CIA ile iç içeydi. MİT’in CIA’dan gizli saklı hiçbir sırrı yoktu.’’ (s304) bu iki cümle tüm kitabı özetliyor aslında...
Bay Pipo’nun başkahramanı Hiram Abas, gerek adının Hiram oluşuyla gerekse görevli bulunan çevredeki diğer insanlardan farklı oluşuyla her zaman dikkat çeken bir insan olmuştu. Devletin birçok kademesinde yurt içi yurt dışı birçok görevde bulunmuş, maceraya denize atlar gibi atlamış, hiç sakınmamıştı. Akıl hocası Fuat Doğu’nun düşünceleriyle beslenmiş, hayatını şekillendirirken bunları da dikkate almıştı. Teşkilat dışındaki Hiram Abas’ı ele alırsak SBF öğrencisiyken 1957
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Brifingdeki uzun izahlardan sonra Sadi Koçaş dayanamayıp müsteşara sordu: "Bir yazarın komünist olduğunu nasıl anlıyorsunuz?
Müsteşar Doğu sorunun yanıtını konuşmacı olan MİT görevlisine bıraktı. Emekli subay olan MİT mensubu açıkladı: "Kara Harp Okulu'nda bir makinalı tüfek hocamız vardı. Tüfekte arıza varsa tak tak seslerinden arızanın yerini ve sebebini hemen anlardı. Biz de komünizm konusuna o kadar alıştık ki bir yazıyı okurken komünizm propagandası olup olmadığını hemen anlarız. Sosyal adalet, sosyal güvenlik reformlar, diye başlar.Bu maske altında gider..."
28 Kasım 1968:ABD büyükelçisi Robert Commer'ın Türkiye'ye gelişi İstanbul'da gösterilere neden oldu. Eylemciler büyükelçi Commer'ın CIA görevlisi olduğunu, Vietnam'da binlerce kişinin ölümüne neden olan "yatıştırma programında" aktif rol oynadığını söyleyerek, Türkiye'nin yeni bir Vietnam yapılmak istediğini belirtiyorlar ve ADBD büyükelçisinin ülkeyi terk etmesini istiyorlardı...
Bir hafta sonra CIA ajanı büyükelçinin makam arabası ODTÜ'de yakıldı...
Büyükelçi Commer'ın yıllar sonra söyledikleri sanki o günkü eylemcilerin ne kadar haklı olduğunu doğrular gibiydi: "ODTÜ olayı bence siyaset bilimi açısından yeni bir gelişmenin göstergesiydi. Amerika'nın meselenin siyasi boyutunu göremeyip başarısızlığa uğramasının göstergesi, biz o yıllarda müfredatını teknik alanlara oturtmak suretiyle ODTÜ öğrencilerini politika dışı tutabileceğimizi sanmıştık. Elektronik ve fiziğin ağır konsantrasyon gerektiren dersleri o günkü kafamıza göre, öğrencilerin politize olmasını önleyecekti."
Görünen oydu ki büyükelçi Commer, bırakın Türkiye'nin içişlerine müdahaleyi, ODTÜ'deki ders müfredatıyla bile ilgiliydi...