NigRa, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor

Bilimsel gerçeklere hiçbir şey denilemez. Ancak bir gerçeğin var olması başka bir gerçeğin var olmasına engel olamaz.

A'mak-ı Hayal, Filibeli Ahmed HilmiA'mak-ı Hayal, Filibeli Ahmed Hilmi
Cansu Sakallı, bir alıntı ekledi.
2 saat önce

Kalabalıklar bazı güzellikleri görmemize engel olurlar. Ya da bazı güzellikler yalnızca kalabalıklar çekildiği zaman ortaya çıkarlar.

Leyla ile Mecnun, Burak Aksak (Sayfa 170)Leyla ile Mecnun, Burak Aksak (Sayfa 170)

Eğitim Felsefesi Dersi'nden...
Japonya’da küçük bir çocuk geçirdiği bir kaza ile sol kolunu kaybetmişti . Yaşıtları okul bahçesinde koşup oynarken mahsun sessiz oturup onları seyrettiğini gören ailesi ve öğretmenleri çok üzülüyorlar aralarında ne yapabileceklerini konuşuyorlardı. Okula yeni tayin olan judo öğretmeni biraz düşündükten sonra çocuğun yanına giderek onu okulun judo takımına davet etti. Bu şaşırtıcı teklif karşısında ne yanıt verebileceğini bilmeyen çocuk Japon terbiyesi ile teşekkür etti ama öğretmene olanca nezaketi ile arkadaşlarının önünde komik ve aciz görünmek istemediğini belirtti. Öğretmen sorunun nedenini anlamamış gibi “yeterince gayret gösterir dersleri takip edersen başarmaman için neden yok “ yanıtını verdi.
İlk dersten itibaren öğretmen bu öğrenci ile özel olarak ilgilenmeye başladı. Her ders başladığında önce bir kaç ısınma hareketi yaptırıyor sonra da öğrencisine belirli tek bir hareketi öğretiyordu. Dersler boyunca sadece o tek hareketi çalıştılar. Çocuk “başka hareket öğrenmeyecek miyim?” Diye sorduğunda öğretmen “sence o hareketi yeterince öğrendin mi ki başka hareket öğrenmek istiyorsun?” diye soru ile yanıt veriyor ve o hareketi çalıştırmaya devam ediyordu .
Bölge okulları arasında turnuva için takım seçmeleri o yıl okulda yapılmadı. Öğretmen herkesin şaşkın karşılamasına karşın okulu temsil etme görevini tek kollu çocuğa verdi. Okulu tek kez olsun bir maça çıkmamış tek bir hareketten başka hiç bir hareket bilmeyen tek kollu bir öğrenci temsil edecekti. Okul idaresi ve veliler çocuğu incitmemek için sustular.
Turnuva gelip çattığında ringe çıkarken çocuk öğretmenine “Ben sadece tek bir hareket biliyorum!” Dedi. Öğretmen de “o hareket sana yeter” diye cevap verdi.
Gerçekten de ilk maçta çocuk o tek hareketle maçı aldı bir üst tura geçti. Daha sonraki bütün karşılaşmaları da herkesin şaşkın bakışlarına karşın o tek hareket ile kazandı ve finale kaldı. Finalde de yılların şampiyonunu aynı hareketle yendi ve kupayı aldı.
Çocuk sevinç içinde idi ama olanları hiç anlamamıştı. Kupayı aldığında öğretmeninin önünde saygı ile eğildi ve sordu “Bu nasıl oldu hocam?” Öğretmen gülümseyerek yanıt verdi “ senin yaptığın hareketten kurtulmanın tek bir yolu vardı ve hiç biri onu yapamazdı. O hamleden kurtulmak için senin sol elini tutmaları gerekiyordu”
--------------------
Bu bilinen öykünün ne anlatmak istediği çok açık. Çoğumuz sahip olmadıklarımıza , eksiklerimize, yolumuzdaki engellere kafayı takar başarısızlığı ve beceriksizliği kendi kendimize yaşamımıza davet ederiz. Oysa olanaklar en az engeller kadar vardır. Beceremeyeceğimizi düşünmemize sebep de, başarabilmenin yolunu bize bulduran da bizim kendi bakış açımızdır. Franz Kafka şunu demiş; “Do not waste your time looking for an obstacle - maybe there is none.” (zamanını hep engel aramakla geçirme, belki de engel yoktur)
Bakış açısı gerçekten önemlidir. Bana göre yalnız karakter/kültür vsr de etkin değil, bu konuda insan kendini terbiye edebilir. Örneğin kalkış saatini bilmediğiniz bir otobüse binmek için terminale gittiğinizde bir önceki otobüsün az önce kalktığını görmüş isek üzülüp hayıflanmak yerine bir sonraki otobüse erken geldiğimiz için sevinmeyi pekala kendimize öğretebiliriz.* Ve bu bakış açısı giderek bizi hem olumlu bir insan yapar hem de enerjimizi yaşamdan keyif alıcı ve giderek hep çözüm üretici bakış açıları yakalamaya yönelmemizi öğretir.
Akıllı kişi, gelişmelerin ve etrafındaki insanlar dahil her şeyin sunduğu fırsatları ve renkleri fark etmeye yönelik düşünebilen insandır.

Savaş KURT, bir alıntı ekledi.
6 saat önce

Artık anlamaya başlıyoruz ki farklılık bir sevgi yaratmıyorsa bile ona hiç de engel olmuyor.

Oblomov, İvan GonçarovOblomov, İvan Gonçarov
Ayşe Nur Ülker, bir alıntı ekledi.
13 saat önce

"İnsan, hareketlerine engel olabilirdi; fakat düşüncelerini nasıl durdurabilirdi ?"

Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 153 - İletişim Yayıncılık)Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 153 - İletişim Yayıncılık)
Gez Atıf, Düşler Kitabı'ı inceledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

kitabın konusu ve kapağı çok ilgimi çekmişti(özellikle ön kapaktaki sakın okuma! adlı yazı)bu yüzden kitabı okumam gerek dedim kendime fantastik kitap hayranı olarak.Kitabı başta birazcık çocuk kitabı sandım ama yanılmışım resmen bize insanın içindeki merak,bencillik,kendini diğer insanlardan üstün görme,kusursuzluğa inanma gibi duygular sıkça işlenilmiş.Bunların sonucu ise pişmanlık,kızgınlık,bıkkınlık,hüzün ve yok olma isteği gibi karmaşık duyguları karşımıza çıkarıyor.Konu bakımında özet geçecek olursak,Ismael ve Gustava adlı iki ana karakterimiz var.Gustavo avukat ama daha fazla para kazanmak uğruna başka bir meslek edinme yollarına girişmiş ve sonunda bir zengin antika meraklısı adamın isteği üzerine antika kitap alma işine girmiş.Bizim Ismael'imiz ise daha önceden kütüphanede çalışmış ve kitaplar hakkında belirli bir bilgi edinmiş bir insan olduğu için ve arkadaşı gustavo'nun isteği ve teklifi üzerine birlikte antika kitap bulma işine giriyorlar.Bu iki bahtsız insan bir iki antikacı geziyorlar ama ellerine bir iki kitaptan başka birşey geçmiyor.Bir gün başka bir antikacıya gidiyorlar ve antikacıdan birkaç kitap aldıktan sonra antikacı bir evin yerini tarif ediyor ve sizin istedikleriniz o evde kesinlikle var diyor.Bu eve gittiklerinde kapıyı yaşlı kambur bir adam açıyor.İçeri davet ediliyorlar ve kendilerini kim tarafından gönderildiklerini ve ne istediklerini söyledikten sonra üst kata çıkıyorlar ve kitaplara bakıyorlar yaklaşık beş altı kitap alıyorlar o gün için ve seviniyorlar çünkü içerisi bir odanın alacağı kadar kitapla doludur ve hepsi eski kitaplardandır.Parayı vurduk derlerken evi terk ediyorlar.Kitaplar bahtsız avukat Gustavo'da kalıyor ve arkadaşı Ismael bir haftalığına ailevi sebeplerden dolayı memleketine gidiyor.Geri döndüğünde rastgele aldığı bir gazetede arkadaşı Gustavo'nun evinde asılı olarak bulunduğu yazıyor.Bunun üzerine evine gidiyor ve evinde arkadaşını düşünürken yerde bir mektup görüyor ve düşünüyor ki eve sadece kendisi ve arkadaşı Gustavo girebiliyor.Eline aldığı mektubun Gustavo'ya ait olduğunu anlıyor ve hemen okuyor.Mektup'ta yazanlar kitapları aldığı yaşlı adamın kitapların içine başka bir kitap daha eklediğini bu kitabı okuduğunu,kitabı bırakamadığını,kendisinin kitap yüzünden birini öldürdüğünü ve kendine engel olmak adına intihar ettiğini yazıyor ve son olarak bu kitabı yok et!,sakın okuma! yazıyor.Ismael'in seçimi başta bahsettiğim duyguları ön plana çıkarıyor.Kitap güzeldi.Kesinlikle her insanın kendine örnek alması gereken durumlar kitabın içinde yer alıyor bu kadar uzunu yazıyı okuduysan sana çok teşekkür ederim.Hayatta kalman dileğimle...iyi okumalar.

Var bir sebebi biliyorum.
Gözaltıların mor.
Bir gece daha uykusuz geçiriyorsun.
Biliyorum, düşüncelerin uyumana engel oluyor.
Biliyorum, kafanı yastığa koyduğunda gözlerin doluyor.
Biliyorum, yanında uyuduğunu hayal ediyorsun.
Seni neden sevmediğini sorguluyorsun.
Biliyorum, bazen kendinden nefret ediyorsun.
Şimdi sana sorsam "değer" dersin.
Durup düşünsene.
Değer verdiğin insan anlamıyorsa senin gözaltılarının mor olmasına ne kadar değer?
Bu gece uyu, sabah düşünürüz...

Her ne kadar kitabın içerisinde bilmediğim yüzlerce kelime olması ve o kelimelerin anlamını öğrenmek için kitabın sonundaki kelimelere bakmam kitaba tam dalmama engel olmuş olsada o dönemi çok ama çok iyi anlattı kanaatindeyim.

Vatanın kurtuluşunu çok güzel ifade eden bi kitap olmasıyla birlikte ihsan beyin ayşe hanıma olan aşkı da bambaşka tabi

Nazmiye Barut, bir alıntı ekledi.
18 saat önce

lferd D. Souza'nın o soylu itirafı gibi:
Uzun zamandan beridir gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat herzaman yolumun üzerine bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı.

Babam Beni Şahdamarımdan Öptü, Ozan Önen (Sayfa 75)Babam Beni Şahdamarımdan Öptü, Ozan Önen (Sayfa 75)

ŞİİRİM BEN
Sabah kalktığımda hafif, korkak adımlarla merdivenlerinden indim. Kendime bir bardak su doldurup yavaşça dudaklarıma götürdüm. Soğuk su dudaklarımın kenarından süzülüyor ve sonunda halıya düşüp küçük, ıslak bir iz bırakıyordu. Başımı kaldırıp gözlerimi sabunluğun belli belirsiz ayrıntılarından alabildiğimde aynada kendimi gördüm. Yarım kalmış eski bir portre gibi hissettim kendimi. Ressam; ölü bir kızı boş, beyaz sayfalara çizmiş, fırçasının sert darbeleriyle kızı yeniden canlandırmaya çalışmıştı sanki. Paletindeki renkler genç kızın yüzünde karışmış; gözlerinin altına birkaç koyu halka, soluk bir ten ve arasına gözyaşları dolması için kurumuş dudaklar bırakmıştı. Parmaklarım benden habersizce gözümün sol yanından elmacıklarıma oradan da çeneme doğru ince bir yol çizdi. Görünmez gözyaşları gibi...
Bir süre daha kendimi seyrettim aynada, beni diğer kızlardan farklı kılan özelliklerimi seyrettim. Onlar kadar güzel değil, onlar kadar mutlu değil...
Pencereden baktığımda dışarıda çiseleyen yağmuru gördüm. Hiç düşünmeden paltomu üzerime geçirip dışarı çıktım. Seviyordum yağmuru; küçük damlaların yerle buluşurken çıkardığı huzurlu sesi, hafif toprak kokusunu, gözyaşlarına şefkatli bir anne gibi kollarını sarıp kaybedişini... her şeyini...
Küçük bir yağmur damlası burnuma düştüğünde kendime engel olamayarak gülümsedim. Ellerimi uzatıp başımı geriye doğru attım ve gökyüzüne baktım. Şimdi parmak uçlarımda, elmacıklarımda ve göz kapaklarımda hissediyordum yağmuru. Kahkaha attım bu defa. Dışarıda ki onlarca insanı görmezden gelerek. Sonra koştum yol boyunca, nereye gideceğimi bilmeden. Koşarken bulanıklaşıp toprağın üzerindeki beyaz lekelermiş gibi görünen papatyaların yanından geçtim. Rüzgar saçlarımı nazikçe okşarken dudaklarım üste doğru kıvrıldı ve bir çocuk parkının yanında durdum. Sanki yeniden o küçük, pembe elbiseli, kahve saçlı kız çocuğuna dönmüştüm. Hani şu battaniyesinin altına saklanan, ayıcığına sarılıp ağlayan...
Ses çıkarmamaya dikkat ederek yavaşça karşımda ki salıncağa doğru yürüdüm. Oturup yağmurun altında usul usul sallanmaya başladım. Kulaklarımda daha önce hiç duymadığım hafif bir melodi zarifçe dans ediyordu. Başka birisi olduğumu hayal ettim. Annesinin dizinin dibine kıvrılıp mırıltılı sesler çıkararak, hiç kabus görmeden uyuyan bir kız çocuğu mesela. Ya da gökyüzünü sahiplenmiş hayalperest, yaramaz bir oğlan. Kızıl saçlı, vahşi bir denizci. Tüm acılarını kadehine doldurmuş bir ayyaş. Menekşeler, manolyalar çizen bir ressam. Saman rengi sayfaları süsleyen bir yazar. Şifacı, orman çocuğu, ünlü bir şarkıcı...
Kısacası mutlu birisi olduğumu hayal ettim. Gülünce dudağının kenarında küçük bir cennet oluşan genç bir kız. Ama hayal bunlar, imkansız hayaller. Hâlâ şiirim bu yüzden. Mısralarında sırlar saklayan hüzünlü bir şiir...
Şiirim ben...
-HATİCER🙇😌