Sahnede yaptığınız her şey için bir neden bulmak, gerçekleştirdiğiniz eylemlerin sahici olmasını sağlar. İşinizin yaratıcı tarafı olan gerekçelendirme, tiyatroda yaşam haline gelir.
Oynarken, öncelikle bir eylem gerçekleştiririz. İkinci amacımız ise gerçekleştirdiğimiz eyleme bir neden yaratmaktır. Buna gerekçelendirme adını veriyoruz...
...Gerekçelendirme, satırların arasında değil, sizin içinizdedir. Gerekçe olarak yarattığınız şey sizi heyecanlandırmalı, harekete geçirmeli, eylem ve duyguyu yaşamanıza yardımcı olmalıdır.
...Karnından vurulan oyuncu, büyük bir acı içerisinde yere yığılıyor ve yaşamını kaybediyor. Her oyuncu çektiği acıyı göstermek için uygun şoku arayıp bulmalı.
Bunu yapabilmek için "-mış gibi" değişkenliğini kullanmalısınız. Sonuçta, sergilediğiniz oyunda daha önceden tecrübe etmediğiniz, yaşamadığınız ve ihtimal ki yaşayamayacağınız sahneler bulunmaktadır. Bunlardan birisi de ölmek. En üst derecedeki acı da belki bunlardan bir tanesidir. Şiddetli baş ağrısı durumunda da "-mış gibi" kavramını kullanırız; bu duruma sanki birisi başımıza yumruk sallıyor ya da alnımızdan elektrikli bir matkapla kafamızı deliyormuş gibi tepkide bulunuruz. İmgelem ne kadar dehşet verici olursa sonuç da o kadar iyi olur. Ölme rolünün gerçekleştirmek için yaralı olabilecek "-mış gibi"lerden birisi de bağırsaklarımızın karnımızdan dışarı aktığını ve bizim de onları içeri çekmeye çalıştığımızı hayal etmektir. En sonunda artık bu işi yapamayacak kadar bitkin düşüp yere yığılırsınız.
Her şart altında bir oyuncu oynadığı oyunu içselleştirmelidir. Bu başkasının oyunu değil. Bu sizin oyununuz. Onu sizin oyununuz haline getirmenin, içselleştirmenin tekniklerinden biri de olay örgüsü ile fikirlerin sizinle ne kadar ilişkili olduğunu anlamaktır.