Yaz gelince evleri sivrisinekle doldu, ama cibinlikleri yoktu. Karanlık çökünce Erix, Fengxia’yı serin havada otursun diye kapının önüne çıkarıyor, kendisi de sinekler onu ısırsın diye gidip yatağa uzanıyordu. Evin içindeki sinekler onu ısırmaktan doyunca, nihayet Fengxia’nın gelip uyumasına izin verirdi.
Erxi Fengxia’nın yokluğuna asla alışamadı.
…
“Fengxia öleli uzun süre oldu, eğer yapabilirsen unut onu,” derdim.
…
Bir süre sonra dedi ki: “ Fengxia ile olan anılarım benim tek mutluluğum.”
Yaşamak üzerine bir şeyler yazmak istediğimde, hissettiklerimin yoğunluğunu kelimelere dökmenin o kadar kolay olmadığını fark ettim. İlk kez bir kitabı gerçekten tek nefeste bitirdim; daha önce böylesine sürükleyici, insanı içine çeken bir hikâye okumamıştım.
Sayfaları çevirdikçe yalnızca karakterlerin acılarını okumadım, aynı zamanda içimde de hissettim. Hayatın her anında, ne olursa olsun gülümsemeyi Jiazhen ve Fugui ile; fazla fedakârlığın bedelini Youqing ile; gerçek sevgiyi ve ince düşünceyi ise Erxi ile anladım.
Ve en çok da şunu öğrendim: İnsan, başlangıçta ne kadar büyük hatalar yaparsa yapsın, sonunda iyi birine dönüşebilir… ama hataların bedeli er ya da geç mutlaka ödenir. Bu kitap bana tam olarak bunu öğretti.
MUTLU AZINLIĞA