Bir pazartesi günüydü.Günler,şu garip günler!UYKUMUZUN İÇİNDE SAATLERİ BAŞLAYAN GÜNLER! Uyandığımız zaman üçte birini arkada bırakmışızdır başlayan günün,kaldı üçte ikisi…Yap bakalım hesabını!…Hey gidi pazartesi hey! Kaldı on altı saatin.Bir saat kavgaya say,bir saat konuşmaya,iki saat yürümeye,yarım saat düşünmeye koy,yemeye içmeye de bir saat,yarım saat el yıkama,aptes bozmaya,yarım saat olduğun yerde kestirmeye,çeyrek saat bilet almaya,tünele,tramvaya,vapur binmeye…Say sayabildiğin kadar.Koy bu on saatin içine boşlukları doldur bakalım. (…)
Yazı makinelerine,kalem tutan parmaklara,neşterlere,ilaçlara,selam vermeye,kitap okumaya,(…) VAKİT Mİ KALIYOR İNSANOĞLUNA? BUNU YAPARSAN ONU EDEMİYORSUN.
-Ey Fransız kızları! diyordu.İnsanları hakir gören parlak züppelerle değil,çalışan,elleri büyük,yüzleri çirkin,pazıları sağlam,çalışan Fransız delikanlıları ile evleniniz.
Sahiden iyi insanlar,kötüler hakkında laf söylemezlerdi.Belki sevmezlerdi,kızarlardı ama onu bile belli etmezlerdi.Kendi anlayışına uymayan insanlardan yaptıklarının kötü şey olduğunu bile bile zaruret,mukavemetsiz bir arzu,bir huy,bir hırs,bir iradesizlik,bir intibaksızlık;yahut da bizim kötülük bildiğimiz bir başka düşünce,başka tabiat,başka ahlak,başka yaradılış,başka ilcalarla çoğunluğa benzemeyenler-kusursuzlar- ancak kusursuzluğu bin bir tehlikeden sonra kazanmışlar kızmakta haklı olabilirlerdi.Düşünülünce onların bile pek hakkı yoktu.Belki de kötüler,kötülüklerinde haklıydılar.