Küçük kara balık-
Kitabın giriş kısmında yazarın hayat hikayesinden söz edilmekte, dikkat edildiğinde bunu hikayeye olduğu gibi yansıttığını görmek mümkün. Annesi ile başlayan zorlu hayat yolculuğu ve çabalarken hayatının son bulması aslında kitabı bize özetliyor. Yalnızca iki cümleden kitabın özetlenmiş olduğunu düşünmek basite kaçmak gibi gelebilir ancak gelin neler olduğuna bakalım!
görmek, bakmak arasındaki farkı bilirsiniz. seyretmenin okumaya nazaran çok daha yüksek veriye sahip olduğunu da. Bunun sebebinin bulunulan toplum içerisinde insanların sahip olduğu statü ve ekonomik farklılıklar olduğunu düşünüyorum. İnsan istediği şeyi elde edemediğinde izlemeye başlar, yalnızca bakar. Görmez. Çünkü kendi ideallerini başaramamak hayata karşı olan ümidini kırar ve kabullenip seyre dalar. Okumak ise ne olduğunu anlamaya çalışmak, araştırmaktır. Doğruları yanlışları görmek, gerektiği yerde satırların altını çizmek ve ‘ne oluyor’ demektir.
Bunu kitaba uyarladığımızda, okuyan şahsın kara balık olduğunu çevresininse yalnızca izlediği noktasına varabiliriz. İnsanların, varlıkların bir konfor alanı vardır. Bu alanın önünde ise gerçek hayat açılan bir kapı, seyre dalanlar kapının arkasında neler olduğunu ve onları nelerin beklediğini bilemezler. Dolayısıyla kapının arkasında bir şey olmadığını düşünürler. Kendi hayatımızdan kaçarak 50 küsür sayfalık bir kitaptan hayatın anlamını çıkarmak çok komik olurdu. Çünkü her birimiz aslında küçük birer kara balıklarız! Devamlı durdurulan, araştırmanın görmenin merak peşinde koşturmanın, bize bir şeyler kazandırmayacağını belirten insanlarla dolu çevremiz. Balık’ın annesi, kurbağalar, yengeçler gibi. Kulak asmayıp devam etmeye çalıştığımızda ise pelikanlar ve balıkçıllarla karşılaşırız. Önümüze taş koymaya çalışıp, yolumuzu engebeli