Deliyorum, geri alıyorum, inceliyorum, takıyorum, söküyorum, hiçbirşey saklamıyor ölü hayatım, ve kimseye kötülük yapmamıştır hiçlik de, beni içeri dönmeye zorlayan, şu geçen ve bazen beni altında bırakan gönül yıkıcı yokluktur, ama orada berrak, çok berrak görüyorum herşeyi, hiçliğin bile ne olduğunu biliyorum, ve içinde ne olduğunu söyleyebilirim.
Ben de bir tımarhanede dokuz yıl geçirdim ve hiç intihar takıntım olmadı, ama biliyorum ki sabahleyin, ziyaret saatinde, bir psikiyatr'la yaptığım her konuşma, bana kendimi asmak isteğini verirdi, onu gırtlaklayamayacağımı hissettiğimden.
Ve nedir sahici bir deli?
insan onurunun yüce bir fikrine karşı davranmaktansa, toplumsal olarak anlaşıldığı anlamda deli olmayı tercih etmiş insandır.
Hayır, van Gogh deli değildi, ama resimleri suda yanan ateşlerdi, atom bombalarıydı, ki görüş açılan, o çağda ortalığı kasıp kavuran diğer resimlerin yanında, ikinci İmparatorluk burjuvazisinin ve III. Napoléon'unkilerin olduğu kadar Thiers'in, Gambetta'nm, Félix Faure'un polislerinin kurtçuk konformizmini ağır biçimde rahatsız edebilecek nitelikteydi.