Enes ŞEKER

Enes ŞEKER
“Ne Mutlu Türk’üm Diyene”
Toprak Ana — Sessiz Bir Cephe, Gürültüsüz Bir Direniş
Puan vermedi·144 syf.··
2025 33. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2025 17:03
Bu kitap, bir genç kadının ömür boyu yaşadığı acıları, aşkları, hezeyanları ve nihayetinde bir “ana” oluşunu anlatıyor. Savaşın sadece cephede değil, görünmeyen yerlerde; evlerde, tarlalarda, kalplerde nasıl yaşandığını gösteriyor. Sessizce ama kararlılıkla verilen bir mücadeleyi, bir annenin çocuklarını ve umutlarını toprakları için nasıl feda ettiğini, savaşın bir ülkeye ve insanlara hem maddi hem de manevi olarak nasıl çöktüğünü ama yine de küllerinden nasıl doğulabildiğini hissettiriyor. Savaşın acımasızlığı, ölüm ve yaşam gibi ağır kavramlar, küçücük satırlara sığdırılmış ama ruhun her köşesine dokunacak kadar güçlü. Cengiz Aytmatov’a bu kadar büyük bir gerçeği, bu kadar sade ve derin anlatabildiği için minnettarım. -Enes ŞEKER-
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202477,8bin okunma
Reklam
İdam Edilen Sadece Bir İnsan mıydı?
Puan vermedi·120 syf.··
2025 26. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2025 18:44
Bu kitapta gördüğüm en çarpıcı gerçek şu: İnsan, kötülükle doğmaz. Hayat, zamanla insanı kötülüğe zorlar. Victor Hugo’nun Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı eseri, sadece bir adamın ölümü değil, bir insanın hayattan nasıl sessizce silindiğini anlatıyor. Bir idam mahkûmunun zihninden geçenler öyle derin, öyle dokunaklı ki… Sevdiği tek varlık olan kızının bile onu tanımaması, insanın içinde ne kadar derin bir yalnızlık barındırabileceğini gözler önüne seriyor. “Fiziki acı geçer, ama ruhun aldığı yara bir ömür sürer.” İşte bu kitap da tam olarak bunu haykırıyor. Ölümün gölgesinde yaşamaya mahkûm edilen bir adamın düşüncelerine tanık oluyorsunuz. Ve fark ediyorsunuz ki, aslında hepimiz birer ertelenmiş ölüm cezasının içindeyiz. Gün geliyor, saat geliyor… ama ne zaman olduğu belirsiz. Oysa mahkûmun kaderi saat saat belli. Ve o saat yaklaşırken, toplumun onun ruhunu nasıl görmezden geldiğine tanık oluyorsunuz. Victor Hugo bu kitapta sadece idamı değil, toplumun duyarsızlığını, vicdanın körlüğünü ve adaletin çöküşünü anlatıyor. İnsanların bir infazı merakla beklemesi, mahkûmun içsel çığlıklarına karşı sağır kalmaları, insanlık adına utanç verici. “Ne yazık! Dünyada sadece tek bir varlığı sevmek, onu bütün kalbiyle sevmek ve karşınızda durup size bakar, konuşurken sizi tanımadığını fark etmek!” Bu cümle insanı içten içe ezen, darmadağın eden bir yara gibi. Kitabı bitirdiğimde içimde kalan tek şey ağır bir sessizlikti. Konuşmak istemedim. Çünkü bazı kitaplar bittiğinde susmak gerekir. Hugo’nun kaleminden dökülen bu sessizlik, hâlâ içimde yankılanıyor. ~E. ŞEKER~
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,4bin okunma
Spoiler İçerir!
Puan vermedi·64 syf.··
2025 24. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2025 12:23
“Meğerse yaşadığım hayat, hayat değilmiş.” Çehov’un Nişanlı adlı uzun öyküsünü bitirdiğimde aklımda kalan cümle buydu. Belki Nadya söylemedi doğrudan, ama bütün öykü boyunca hissettirdi. Ve sanki o söz sadece onun değil, hepimizin içinden zaman zaman geçen bir fısıltıydı. Nadya, toplumun “mutluluk” diye dayattığı bir hayatın içinde, hevesle hazırlanıyor nişanlı olmaya, evlenmeye. Herkes bu durumu övüyor, gıpta ediyor. Ama zaman geçtikçe o da fark ediyor: Bu sadece süslü bir kabuk. İçerisi boş. Her şey tekrara dönüşüyor. Yeni başlayan her şey zamanla sıradanlaşıyor. Tıpkı yeni alınan bir çift ayakkabı gibi… İlk giydiğinde kendini özel hissedersin. Duruşun değişir, adımların bile daha farklı atılır. Ama birkaç hafta sonra, o ilk heyecan geçer. Artık sıradan bir eşyadır. Aynı şey evlilikte, yeni bir başlangıçta ya da mutlu sandığımız birçok şeyde de geçerli. Kitaptaki öğretmen karakter de bu boşluğu yaşıyor. O da bir hevesle evleniyor ama sonra fark ediyor ki “başka bir şey” lazımdı aslında ona. Bu da bana şunu gösterdi: Hevesle başlayan şeyler mutluluk garantisi değil. Çünkü gerçek mutluluk, dışarıdan alınan değil, içeriden kurulan bir şey. Benim için Nişanlı, sıradan görünen bir hayattan silkinişin, uyanışın ve özgürleşmenin öyküsüydü. Nadya’nın her şeyi bırakıp gitmesi, aslında bir kaçış değil; bir doğuştu. Kendini unutturacak kadar içine gömüleceği, anlamlı bir şey arayışına çıkması… İşte o kısımlar bana çok dokundu. Çünkü ben de böyle hissettim. Belki çoğumuz hissettik. Ama çoğu zaman bu duyguları bastırdık. Çehov bastırmıyor. Yazıyor. Gösteriyor. Dil sade, ama etkisi güçlü. Karakterler sessiz ama çok şey anlatıyor. Ve insan kitabı kapattığında kendine dönüyor: “Ben ne yaşıyorum? Gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece yaşıyormuş gibi mi yapıyorum?” Her satırda
NişanlıAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,905 okunma