Virginia Woolf, Ne kadar yoldan çıkarsa çıksın, ne kadar karmaşık olursa olsun bu değişken, bilinmeyen, içerlenemeyen ruhu tasvir etmek romancının görevi değil midir, diye soruyordu ısrarla.
Ancak hayatın kendisi sürekli bir değişime tabi, diye itiraz ediyordu Virginia Woolf, bir tren vagonunun gölgesinin trenin geçtiği yerlerde kendisine eşlik ettiği gibi bir roman da hayata eşlik etmeli. Kimi zaman alçak bir duvara tırmanmalı, kimi zaman bir nehir yatağına düşmeli, silueti kâh otların kâh çakıl taşlarının üzerinde gezinmeli: Roman dediğin böyle olmalıydı. Hayatın ruhu dediğin sayfanın üzerinde hareket etmeliydi.