#BeniAslaBırakma // Kazuo Ishiguro
Yeryüzünde sadece bir "bakıcı" veya "bağışçı" olarak var edilmek,kaderin soğuk nefesini ensenizde hissetmekten farksızdır.
Acımasız bir amaca hizmet etmek üzere kurgulanmış bir yaşamda; ruhun sızlaması, duyguların haykırması birer "hata" olarak görülür. Oysa acı, insan olmanın en somut kanıtıdır.
Kathy, tam 12 yıldır bu ağır yükü taşıyan bir bakıcı.
Çocukluklarından beri "farklı" olduklarını bilmenin o tekinsizliğini taşıyan bu donör çocukların sessiz çığlığı, dış dünyanın onları insan olarak değil, sadece birer "kobay" veya "ruhsuz beden" olarak görmesiyle daha da derinleşiyor.
Onlar için gelecek, ulaşılması imkansız bir serap; hayalleri ise asla gerçekleşmeyecek birer teselliden ibaret.
Beni Asla Bırakma, insan ruhunun en derin dehlizlerine inen, vicdanın sınırlarını zorlayan ve okuru ahlaki bir hesaplaşmayla yüzleştiren kapkaranlık bir evren yaratıyor.
Ishiguro, sistemin çarklarında işleyen o acımasızlığı ve varoluşsal sancıyı öyle keskin bir çizgiyle işliyor ki; karakterlerin kaderlerini kabullenişlerindeki o sessiz çığlık, tüm insanlığın üzerine inen ağır bir utanca dönüşüyor.
Kitabı bitirdiğimde, sayfaların arasına sinmiş o tarifsiz melankolinin ağırlığı altında gözyaşlarımı tutamadım.
Bu metin, kurmaca olmanın çok ötesinde; insanı insan yapan erdemlerin, acımasız bir dünya düzeninde nasıl tek tek yok edildiğini iliklerime kadar hissettiren sarsıcı bir çığlık.
Tüyler ürpertici.