Namık incekara, Bütün Şiirleri'ni inceledi.
2 dk. · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

çok şiir adamı değilim sanırım. ama okunmalı iki şiiri bize çok tanıdık gelecek sevdiğinizin kulağına okumak isteyeceğiniz bir dolu mısra..

Ahmet SEVEN, Milli Mücadele Kahramanı Dağköylü Fatma Çavuş'u inceledi.
3 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yıllarca Pontus Devleti hayaliyle yaşayan Rumların Yunanlıların İzmir'i işgaliyle başlattığı saldırı ve baskınlar daha da artmış, bu baskınların gerçekleştiği köylerimizden birisi de Dağköy olmuştu.

Dağköylü bir yiğit Kadın Kahraman Fatma Yalçın (Fatma Çavuş)

Erkekleri askerlik ve seferberlik görevi için çeşitli cephelere giden köyün savunması kadın çocuk ve yaşlılara kalmıştı. Bu baskınlar neticesinde her iki tarafta çok sayıda zayiat vermişti. Bunların içerisinde Fatma Yalçın (1897-1963) (Fatma Çavuş) isimli kadın büyük yararlıklar göstermiş, Türk kadını adına adeta destan yazmıştı. Köylüler Fatma Çavuşun öncülüğünde devletin kendilerine verdiği silahlarla ve öğrettiği savunma taktikleriyle çeteleri püskürtmüş bölgeye de örnek olmuştu.
Çocuğu olmayan bu kahraman kadın eşinin seferberliğe gidip bir daha dönmemesi üzerine vefat edinceye kadar bir daha evlenmemiş, uğruna canını ortaya koyduğu milletinin varlığıyla gurur duyarak Dağköy'de yaşamıştı.

Fatma Yalçın'ın kahramanca mücadelesi dikkate alınmış, Cumhuriyetin ilanından sonra bilhassa Gazi M. Kemal Atatürk'ün isteğiyle T.B.M.M tarafından Çavuşluk Unvanı verilmek üzere Ankara'ya davet edilmiş ancak günün şartlarında Ankara'ya gidememişti. Kendisine takdir edilen Çavuşluk unvanını vefat (1963) edinceye kadar onurla taşımıştı. Son nefesine kadar Fatma Çavuş olarak anılmış, çevresi tarafından bu unvanla anılmıştı.

Onunla ilgili anlatılan ve hepsi de bir kahramana yakışan çok sayıda vesika vardı. Samsun'da kutlanan Milli Bayramlara davet edildiği, burada giydiği milli kıyafetle atının sırtında geçit merasimlerine katılarak halkın arasından bir gurur abidesi gibi geçit merasimlerinde yer aldığı unutulmamakta ve hala o günkü heyecanla anlatılmaktadır.
Savaşla birlikte çete baskınlarıyla da etkilenen Dağköylüler, Anadolu'muzun birçok vilayetinde olduğu gibi büyük kıtlık çekmiş, mısır somaklarını el değirmenlerinde öğüterek yemek zorunda kalmışlardı.

Rum Köylerinden toplanan vatandaşlar tarafından oluşturulan çeteler tarafından defalarca baskına uğrayan Dağköyün evleri ateşe verilmiş, hayvanları telef olmuştu. Tarihi bir mücadeleye sahne olan köyde halk kahramanca savunma yaparak destanlar yazarken tarihlerinin yazılmasına fırsat bulamamışlardı.
Bu destani savunma o günden bugüne hala dilden dile anlatılmaktadır. Kime sorsanız o yıllara dair söyleyecek birkaç sözü, hele sitayişle söz ettikleri Fatma Çavuşa dair hatıraları vardı.

Dağköylü çocuk kahraman Ali Asal

Milli mücadelenin devam ettiği günlerde çete reisini vurarak çetelerin cesaret ve gücünün kırılmasına, dolayısıyla baskınların da çehresinin değişmesine sebep olan (o günlerde çocuk yaşlarda olan) Dağköylü Ali Asal'ın (Rumi.1317-M.1983) Milli Mücadelenin çocuk kahramanları arasında yer aldığı tarihi bir gerçektir.

Bu savunma sırasında ismi bilinenlerin yanı sıra ismi bilinmeyen kahramanların da varlığını ifade etmeliyim. Köyün Muhtarı Musa Türker (1881-1938) ve Köyün İmamı Mehmet Şenol'da isimleri zikredilenler arasında yer almaktadır.

Yıllarca dinlediğim hatıra ve aldığım aldığım notları "söz uçar yazı kalır" gerçeğinden yola çıkarak kahramanlarımızın mücadelelerini kitap haline getirmeye karar verdim.

Hatıralarını bizzat kendilerinden dinleyip kaleme aldığım yaşlı insanların çoğu bugün aramızda yoklar. Artık bu bayrağı devralma sırası üçüncü kuşakta. Aktardığımız bilgilerin kuşkusuz eksik veya fazlası vardır. Umarım eldeki bu bilgiler yeni araştırmalara ışık tutar, böylece yeni eserlerin kaleme alınmasına vesile olur.

Pontus Devleti hayali

Bu durumu şöyle özetleyebiliriz; Türk ve Rum köylülerinin birbirleriyle kurdukları dostane komşuluk ilişkilerinin bir anda bozulmasına sebep kuşkusuz Rumların Pontus Devleti hayali olmuştu. Büyük bir gizlilik içerisinde örgütlenen Rumlar ansızın Türk köylerine karşı saldırmaya başlamışlar, önlerine ne gelirse yakıp yıkmışlardı. Beklenmedik bir şekilde ihanete uğrayan Türk Köylerinden birisi de bölgenin tek Türk Köyü olan Dağköy'dü. Köyün yetişkin erkeklerinin askere ve seferberlik görevine gitmiş olmaları da bulunmaz bir fırsattı. Karşılarında kadın çocuk ve yaşlılardan oluşan savunmasız bir köy vardı. (Dağköyde seferberliğe aynı günde 105 veya 111 kişinin gittiği söylenmektedir) Bu durumda kadınlar erlerinin yerini almış öleceklerse eğer düşmana karşı vuruşarak ve dövüşerek ölmeyi tercih etmişlerdi.

İfade etmek gerekir ki; Yunanlıların İzmir'i İşgali ve bilhassa Pontus Meselesi bilinmeden Rum ve Ermeni çetelerin isyan ve baskınlarının içyüzünü anlamak güçtür. Yunanlıların İzmir'i işgal etmeleriyle daha da şımaran Rum ve Ermeni çetelerin M. Kemal Atatürk'ün Samsun'a ayak basmasıyla hevesleri yarıda kalmış, Türk Köylüleri bundan aldıkları cesaret ve güvenle teşkilatlanmaya, başlamışlardı.

Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde aynı kaderi yaşayan halk artık kendi köylerini bir avuç insanla savunmak zorundaydı. Yoksulluk ve imkânsızlıklara rağmen savundular da... O yıllarda bilhassa memleketini kahramanca savunan Türk Kadınının ismi öne çıkmış oluyordu.

Anadolu'nun dört biryanında binlerce Türk Kadını, Nine Hatunların açtığı çığırdan yürümüş, savaş sona erdiğinde ancak birkaçının ismi duyulabilmişti. Oysa savaş süresince adı sanı bilinmeyen binlerce Anadolu kadını düşmana karşı kahramanca mücadele vermişti. Elbette isimlerinin bilinmemesi meçhul kahramanların unutulduğuna işaret değildir. Onlar bu milletin gönlünde hep yaşamış yaşatılmış ve yaşatılmaya da devam etmektedir.

Rozerîn Zaman, Hayvan Çiftliği'yi inceledi.
3 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Gerçeklerin masalsı bir şekilde anlatıldığı ,bir solukta biten ve gerçekten anlamlı bir kitap. İhtiyaçlarını insanlar olmadan sağlamaya çalışan hayvanların hikayesi .Diktatör domuzlar , itaatkâr hayvanlar ,sürekli çalışan ve gerçeği görmeyen insanları andırıyor .

Ahmet SEVEN, Tarihten Bir Demet'i inceledi.
5 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Arş. Yazar Ahmet Seven'in TARİHTEN BİR DEMET isimli kitabı yayınlandı. Kitapta dünden bugüne onlarca tarihi vesika belge ve şeref sayfası yer alıyor.
Kitapta dünden bugüne onlarca tarihi vesika belge ve şeref sayfası yer alıyor. 208 sayfadan oluşan kitap özellikle gençlerimize tarih sevgisini aşılamak bakımından önemli bir yere sahip bulunuyor.
Ashab-ı Kiram, Selçuklu, Osmanlı, Türkiye ve Dünya Tarihinden çeşitli örneklerin sunulduğu kitaba yoğun ilginin olduğu görülüyor.
Arş. Yazar Ahmet Seven TARİHTEN BİR DEMET isimli kitabıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada; " Gençlerimize tarih sevgisini aşılamak milli görevlerimiz arasındadır. Milli şuurun kazandırılması, ruh dünyamızda yeni bir dirilişe ışık yakılması bakımından kitabı önemli görüyorum. Bu kitabı özellikle gençlerimize hediye ederek hem insani hem de vatani görevimizin yerine getirilmeye çalışılacağı kanaatindeyim. Tarihimize ve ecdadımıza karşı onları tanıyıp anlama sorumluluğumuz bulunmaktadır. Eğer bu kitap böyle bir çağrıya davetiye olarak görülebilirse kendimi bahtiyar hissedeceğim" dedi.

Rozerîn Zaman, Sefiller'i inceledi.
8 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Akıcı ,sıkılmadan okunabilen nadir klasiklerden.Burkula burkula okunuyor .Çokça güzel .Klasiklere bu kitapla başlanabilir.Nerede ne olacak diye merak edilen koca yürekli bir insanin hikayesi .

Rozerîn Zaman, Dönüşüm'ü inceledi.
11 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kısa, öz ,duygu yüklü..Üzrine düşünülmesi gereken bir kitap .Bir solukta bitiyor .İzini taşıyorsunuz bir süre.Çok güzel ve herkesin okuması gereken kitaplardan .

Kadir Akan, Kurt Gölü'ü inceledi.
12 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Bir polisiye romanın en önemli özelliği tahmin edilemez olmasıdır. Açıkçası bu konuda hayal kırıklığına uğramış olsam da oluşturulan kurgu oldukça başarılıydı.

Rozerîn Zaman, Aşk'ı inceledi.
12 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Şems ve Mevlana ile tanıştığım bir kitap.Onların tanışma hikayesini ve onları okuyan birinin hayatının değişmesini konu alan bir kitap .Ancak Şems ve Mevlana hakkında akıllarda soru işaretleri bırakarak bittiğini düşünüyorum .Okunası bir kitap .

Rozerîn Zaman, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
16 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Herkesin tavsiye ettiği merakla okuduğum ve etkileyiciliğinden ötürü bir hafta ara verip devam ettiğim muhteşem bir kitap.Dostluk,vatan özlemi ve dahası .Mutlaka okunması gereken bir kitap .

İbrahim PÜSKÜL (Hiçbir şey yok!), İnci'yi inceledi.
 17 dk. · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Bugün KPSS varmış, bizim arkadaşlardan biri de girdi sınava da oradan biliyorum. Dün aradı, gel dedi yarın sınav var. Hem eşyaların başını beklersin hem de destek olursun. Gittik. Bir çile bir çile. Yolda birde yağmur bastırmasın mı ben gitmişim tişörtle. Neyse girdik kampüsün girişindeki kantinine. Bizimkisi Manisa’dan geldi de çocukların bazısı Uşak’tan gelmiş bazısı Denizli’den. Otellerde sabahlamışlar, bilmedikleri etmedikleri yerler. Zaten sınav zamanı en ufak şeyler kaygı yaratır. Hepsinin stres tavan. Sınav stresi yetmiyormuş gibi bir de böyle teferruatlarla uğraşıyorlar. Bir taraftan yağmur bir taraftan da zaman. Bizimkisi 3 dakika da bir saati soruyor. Taksi çağırdık ha geldi ha gelecek. Gelen giden yok. En son dayanamadı ,dur deme ye kalmadan fırladı gitti.

Kaldım tek başıma. Yanıma Steinbeck’in İnci’sini almışım. Elbette özellikle seçildi, tam dış ortamlık. Dil sade anlaşılır. Başladım okumaya. Bir Kızılderili baş kahraman adı Kino. Yahu bu Kızılderili nereden çıktı zaten bu Steinbeck enteresan adam. Nerede kıyı da köşe de insan var onları anlatıyor. Hani sevmiyor da değilim bana Gogol’u hatırlatıyor. Gogol da böyle yapar ya. Bir sürü kont, kontes varken sen git mujikleri, 9. Dereceden memurları anlat. Nereden çıktı bunlar? Ne güzel yaşayıp gidiyorduk. Tutturdunuz bir toplumsal gerçekçilik herkesin keyfini kaçırıyorsunuz. Ah o Gogol yok mu o Gogol hep onun başının altından çıktı bunlar. Yalnız hafifte fark yok değil aralarında. Gogol ağır yazardı herkes anlamazdı, bu Steinbeck denen adam birde sade yazıyor ki hiç sorma. Bu kadar da olmaz ki. Okuyan herkes anlıyor ne demek istediğini. Köylüsü de anlıyor işçisi de. Biraz yüksekten yaz da sadece aydınlar anlasın. Ne de olsa onlar şatolarında viskilerini içerken köylü, işçi edebiyatı yaparlar. Toplumsal gerçekçiyiz bile derken çıkıp fukaranın tekine destek olacağına yazdıkları romanların ne kadar getireceğini hesaplarlar.

Neyse biz Kino’ya dönelim bunlar derin konular. Eşi, çocuğu, doğal ortamı gül gibi yaşayıp gidiyor. Bir de inci arıyor arada istiridyelerin kabuğunda. Hani umut fakirin ekmeğiye umar ha umar. Bizdeki sayısalcılar gibi bunlarda inci arıyor. Buldu da vesselam hem de kocaman dünyanın en büyük incisi. Bulmaz olaydı. Millet başladı yaygaraya. Kiliseden papaz geldi, senin adın diyor din büyüklerimizin birinin adı çok hizmetler vermişti zamanında. Sonra doktor kapısına geldi. Hani Kino ona gittiği zaman veteriner baksın size demişti ya işte o doktor bu. Getir diyor senin inciyi benim kasada saklayalım. Yok dedi Kino ben satacağım onu. Yahu nasıl satacaksın zaten kasaban da üç tane inci alan yer var. Tezgahı da kurmuşlar dışarıya üç içeriye bir. Kino bu dinler mi gitti satmaya. Değersiz dediler, of dediler puf dediler. Kino bozuldu bu işe bozulmak ki ne bozulmak. Hem kendi bozuldu hem çevresi bozuldu.

Neyse yeter bu kadar anlatmak. Biraz da size kalsın. Anlayacağınız Steinbeck yine aynı Steinbeck. Ne kadar anlatılmayacak şey var anlatmış hepsini. Ya da boş verin okumayın bunlar insanın keyfini kaçırır. Kontlar, kontesler dururken ne gerek var? Ah o Gogol yok mu o Gogol bir elime geçirsem :)

Herkese keyifli okumalar dilerim..