Bunun dışında, Arap ve İslâm faktörlerine rağmen, bölge ülkelerinin maddî ve manevî yapıları da birbirinden çok farklıdır. Başkan Bush'un "4 Nokta" sının dördüncüsünde öngörülen, bölgenin doğal kaynaklarının yine bölgenin ortak refahı için paylaşılması tasarısı, Jules Verne'in romanlarının da ötesine giden bir hayal gücünü temsil etmektedir.
Biz yine şuna inanıyoruz ki, "İsrail faktörü" Ortadoğu gelişmelerinde önemli rol oynayacaktır. Çünkü, bundan sonra İsrail'in amacı, bölgede kendisinden başka hiç kimsenin sivrilmesine izin vermemek olacaktır. Çünkü, nereden bakılırsa bakılsın, İsrail, imzaladığı bütün barışlara rağmen, bir "Arap Dünyası"nın ortasında yaşadığını daima göz önünde tutacaktır. Politikasını da buna göre çizeceğine göre, bunun Arap ülkeleri üzerinde tamamen etkisiz kalması da beklenemez. Bu sebeple, İsrail'in bundan sonraki "barış politikası", bundan önceki "barış politikası"ndan çok daha farklı nitelikli olacağı için, bu devlet, bundan sonra da Ortadğou'da zaman zaman patlak verecek birtakım krizlerin "itici gücü" olmaya devam edecektir.
Kısacası, daha uzunca bir süre Ortadoğu'da istikrar beklemek, gerçekçi bir düşünce olmayacaktır. Bu durum Türkiye'yi de yakından ilgilendirmektedir.